İstanbul Sözleşmesi, “uluslararası hukukta, kadına karşı şiddetin, kadın ve erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın korkunç sonuçları olduğuna vurgu yapan” ilk sözleşme özelliğini taşımaktadır. Türkiye, 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadınlara Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’unu” da çıkardı, ama uygulamadı, uygulamıyor da. Sözleşme kaldırıldı, yasa rafta duruyor.  

Türkiye “sözleşmeyi kaldırarak” tüm dünyaya, “Müslüman kadının, erkeğinin yanında hakları ve özgürlükleri olamaz.” “Taciz edilir, tecavüze uğrar, şiddet görür, darp edilir, kurşunlanır, bıçaklanır, sığınma evine girer, uzaklaştırma kararı aldırır” haklarını arayamaz, kendini koruyamaz, yaşam güvencesi olamaz, “dini nikahla evlenir” hiçbir ekonomik hak talebinde bulunamaz, çocukları elinden alınır, zina suç olmaktan çıkarılır, sesini duyuramaz. Tazminat, nafaka davaları komik rakamlara bağlanır. (Sözleşme kalktıktan sonra 27 kadın öldürüldü.)

“Batı kafası” deyip kabullenemediğiniz ülkelerde, kazalara, cinayetlere, boşanmalara ödenen tazminatlar insanın dudağını uçuklatırken, bu, hukukun, adaletin insana verdiği “değeri ve anlamı” gösterir. İnsanın değeri adaletle ölçülür, adalet terazisinde tartılır ve öyle verilir. Benim ülkemde ya da “adil yasaların uygulanmadığı yerlerde” adalet olmaz, insanın anlamı ve değeri bilinmez. Üççeyrek yüzyıllık yaşamı geride bıraktım. Hala içimdeki en büyük özlem “ülkemde insanın değeri ne zaman keşfedilecek ve verilecek” tir?

Bir iş kazası, bir grizu patlaması, bir yangın, bir göçük, madeni suyun basması, tiren, tırafik kazaları, ne zaman adalet terazisinde tartılacak, tazminatları ödenecek? Bırakınız tazminatı, çalışıp hak ettikleri maaşlarını alamıyorlar, suçlular cezalandırılmıyorlar. Şehitler “ölüyor”, maaşı bağlanıyor. Sağlıkçılar “koronadan ölüyor.” Her ikisi de bu millet için can veriyor. Sağlıkçıların ölümü, meslek hastalığından sayılmıyor. Maaş bağlanması için illiyet-nedensellik-sebep sonuç arasındaki ilinti-bağı aranıyor. “Neden şehit oldun” sorusunu sormadığımız gibi “neden korona oldun” sorusunu da sorma hakkımız olmamalı. Bu, insana biçilecek, verilecek değerdir. Tüm önlemlere karşın sağlıkçı virüsü alabiliyorsa, ölebiliyorsa, her durumda görev şehididir.

Yasa hükmündeki kararlar ve yasalar tam da en acil olduğu anlarda uygulanmıyor, ya da kaldırılıyor. İnsan gibi yaşamak için başkaldıran kadınları “susturmak, sindirmek, seslerini kesmek ve erkek egemenliğini sürdürmek için” “umarsız, güçsüz ve zayıf bırakılıyorlar. Bugün “kadının hakları ve özgürlükleri” korunmuyor, kadını ve çocukları “pespaye biçimde kullanan ve suç işleyen çevreler, kişiler, dernekler”, bir günde hazırlanıp kabul edilen iddianamelerle, davası görülüp sonuçlanarak aklanıyor(!) ve haber yasağı getirilerek hukuk tarihine “sıkandal” olarak geçiyorlar.  İnsanların, çocukların hakkını teslim etmek ve güven altına almak, kararları, yasaları uygulamak adaletli olmak demektir. Adalet sağlanırsa, sahip çıkılırsa ülkemde kadın şiddet görmez, korunur, hakları savunulur, asla öldürülemez.

İstanbul Sözleşmesi, “insanların hakkını, hukukunu, özgürlüklerini; kadınların ve çocukların ırzını, namusunu şiddete, tacize, tecavüze, çocuk yaşta evlendirmeye” karşı korumaktı. “Uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi’ne ve 6284 sayılı yasaya rağmen” “bir gün mutlaka uygulanır” umudu vardı, artık o da kalmadı.  

Namus, “temizlik, safiyet, paklık ve dokunulmazlıktır.” Bu yönden “yaşam ve beden hakkı” her şeyin üstündedir. Devlet yaşanılanları “Allah’a havale ettiği” gibi “kadınlarımızın, çocuklarımızın ırz, namus, dokunulmazlık gibi değerlerini” de Allah’a havale etti. Bu kadınlar, bu çocuklar bizim kadınlarımız, bizim çocuklarımız; canlarımız, ciğerparelerimizdir. Neden sevmeyiz, neden hakları olduğunu özümseyip değerli kılarak korumayız? Yasalar hazırlanıyor, ama neden uygulanmıyor? Yürütme, istediği zaman, istediği olaya istediği yasayı uygulayıp istediği sonucu alıyor. Adalet güneş gibi herkesin üzerine eşit vurmuyor.

“Naslar, dogmatik inançlar, gelenek, görenek, töre” insanın üstünde değer görüyorsa, insanı korumuyorsa, akıl, bilgi ölçütleriyle “neden” diye de sorgulanamıyorlarsa, orada düşünen, gerçeği arayan insanlar, yasalar ve adalet yok demektir. Adalet adil yasalarla sağlanır.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…