Biri çıkıp da “benim düşündüklerimi düşünecek, benim inandıklarıma inanacaksınız, benim beğenip beğenmediklerimi, benim doğrularımı, yanlışlarımı yaşayacaksınız” derse, bunu saçmalık olarak görür ve karşı çıkarız; “zorbalıktır, despotluktur, demokrasi ve özgürlük düşmanlığıdır” der, direniriz. Ama dayatılan bu düşünce ve inançlarla ihtilaller, darbeler gerçekleştirilirse, gıkımız çıkmaz. Çünkü ihtilallerde, darbelerde hak, hukuk, adalet yoktur. Silah vardır, ölüm vardır, insanların üzerinden, beyinlerinden silindir gibi geçmek vardır..

ABD güdümündeki 27 Mayıslarda, bu ülkenin gençliği, “ABD ve hükümet gibi” düşünüp inanmadığı, karşı çıkıp direndiği için yerlerde süründürüldü, öldürüldü. ABD ve hükümetler gibi düşünüp inanmadığı için bu ülkenin gençliği ve aydınları 12 Martlarda, 12 Eylüllerde “yılan gibi” kafası ezildi, yaşı tutmayanların yaşı büyültülerek darağacına çekildi. 15 Temmuzda, ABD güdümündeki cemaat, hükümeti diskalifiye ederek devleti ele geçirme kalkışmasında savaş uçakları, helikopterler ve tanklarla, antiemperyalist, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi vermiş Türkiye Büyük Millet Meclisini “düşman” gibi bombaladı, asker, polis direniş noktalarını ve halkı taradı, tanklarla ezdi, öldürdü; kendisi gibi inanmayanları yok etmeye çalıştı… Hala 15 Temmuz’un soruşturması yapılarak toplum aydınlatılmadı.

12 Eylül öncesi Soğuk Savaş kalıntısı anlayışlarla gençler birbirine düşman edilerek kırdırıldı. Bu yapılanlar yetmedi, halk ayrıştırılmaya, bölünmeye, kutuplaştırılmaya, gerginlikler yaratılarak ötekileştirilmeye çalışıldı. Sağduyusu yüksek bu millet, siyasilerin “ABD GÜDÜMÜNDEKİ oyunlarına” gelmedi ve silaha sarılmadı.

Bu devlet, Kurtuluş Savaşı verilerek kuruldu. İngiliz, Fıransız desteğindeki “etnik ve din” kalkışmalarıyla boğuştu. Bağımsızlığın ve özgürlüğün bedelini çok ağır koşullar altında ödedi. Hastalıkları, salgınları, kırizleri, açlığı, yokluğu, yoksulluğu, Osmanlı’dan kalan borçları ve umarsızlıkları ortadan kaldırdı. Politikacıların uzlaşmaz tutum ve davranışlarıyla hem zaman, hem de enerjisini boşuna tüketti. Atatürk’ten sonra tüm dikkatini, bilgi, beceri ve olanaklarını bir türlü kalkınmaya, ilerlemeye yoğunlaştırmadı. Büyük bir savaş yaşandı. Siyasiler “ham hayallerle” bu milleti oyaladı, aldattı, kandırdı, yalan konuştu. 21. Yüzyıla kırizlerle girildi. Çağdaşlığın, aklın, bilimin, teknolojinin ve sanayinin peşinden gidilmesi gerekirken, şimdi de “Osmanlıcılık” diye “bir inanç” ayağa kaldırılmaya çalışılarak bu milletin enerjisi heba ediliyor.

Atılımların, kalkınmanın, ilerlemenin temelinde akıl-bilim-teknoloji-sanayi vardır. Akıl-bilim-teknoloji-sanayi olmadan hiçbir hamle kalıcı olarak gerçekleşmez. Gelişmiş ülkelere dikkatlice bakılırsa görülür: Hiçbir ülke “mucize” yaşadığı için kalkınmadı. Mucize gibi kalkınmayı akılla, bilimle, teknoloji ve sanayi ile gerçekleştirdi, halkını refaha kavuşturdu.

Toplum, bu zamana kadar yaşanılanlardan hiçbir ders alınmadan korkunç bir üslupla ayrıştırılmaya, ötekileştirilmeye, “hain, terörist” sıfatlarıyla düşmanlaştırılmaya çalışılıyor. Sevgi, saygı, hak, hukuk, adalet, güven paramparça edildi. “Hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme” öğüdüyle hareket ediliyor. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor, bu yüzden inandırıcılıklarını yitirdiler. Söylediğini yapmayanlara neden inanılsın?

Etnik ve inanç ayrılıkları durmadan kaşınıyor, kanatılıyor, derinleştiriliyor. Oysa herkes aynı geminin içindedir. Kimin ne dediğini, kimin ne yaptığını herkes biliyor, görüyor. Fillere bir şey olmuyor, olan, ayaklar altındaki çimenlere oluyor. Anlaşılan, PKK’yı, PYD’yi, IŞİD’i, El-Kaide’yi, El-NUSRA’yı az görenler, ülkenin içindeki birliği sağlamayı değil, “düşman yaratmayı” siyaset sayıyor. Bunca çekilen acılar, giden canlar, akan kanlar siyasi hırsları, kaprisleri doyurmaya yetmiyor. Ölenler, gidenler, siyasilerin, bürokratların, güçlülerin ve zenginlerin çocukları değil…

Birliğe ihtiyaç duyulan bir zamanda ayrıştırma, ötekileştirme niye? 27 Mayısların, 12 Martların, 12 Eylüllerin, 15 Temmuzların ölümleri yetmedi mi? İspanya İç Savaşta bir milyonun üstünde evladını yitirdi. Irak içten içe ölümlerle kaynıyor. Ders çıkarmayacak mıyız yaşananlardan? Bu millet daha ne kadar dayanabilecek ötekileştirilmeye?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…