“abdullar mustafalar aliler ismailler harunlar

yusuflar muhammetler ilhanlar

dünya zaman diliminden çıktılar

tümü benim dostlarımdı”

 

 

 

 

aramıyor sormuyor geri dönmüyor dostlar

her geçen gün çoğalıyor ölümler

el sallanmayan akşam güneşlerinde

kan ağlayan yüreğime doluyor yalnızlıklar

 

milyarlarca ışık yılı evrenin yaşı

yıldızlar galaksiler güneşler benim düşlerim

onlarla seviyor özlüyor acı çekiyor insan

hem yalnız hem kalabalık hem de umarsız

korkunç patlamalar yaşanıyor içinde

 

akıllar dostluklar sevgiler ve sevdalar

durduruyor zamanı

yangın yeri yüreğimde ölümcül hastalıklar

yaprak olup dökülüyor dallarından ağacın

bir törenle başlayan yolculuklar

 

ölümler ayrılıklar

birer kayıp kent / birer kayıp ülke artık

yakabildikleri kadar yakıyor

yıkabildikleri kadar yıkıyor

özlemin sevginin acının doğduğu yeri

“elveda” demeden çekip de gidiyorlar

 

yerleri dolmayacak boşluklar bıraktılar

sözcüklere sözlüklere gerekleri kalmadı daha

konuşmasalar da anlıyoruz sessizliklerinden

tüm anlamların tükendiği yerdeyiz

gözyaşları sormadan akıyor içimize

 

sıcak bir el sıcak bir nefes okşuyor yüzümüzü

sesleri gülüşleri geliyor çok derinlerden

yerlerini alıyorlar çiçek kokularında

şarkılar türküler fıkralar anımsatıyor

bir kadeh rakının sohbetinde yaşıyorlar bizimle

 

yıldızlarca kayıp gidiyor dostlar

ölüm tahtını koruyor sürdürüyor saltanatını

her geçen gün biraz daha seyreliyor ormanlar yalnızlaşıyor ağaçlar

her geçen gün biraz daha gömülüyor yürekler sessizliğe

her akşam günbatımlarında eller sallanmıyor daha