Asıl adı: “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 11.05. 2011’de İstanbul’da imzalandı, 14. 03. 2012 yılında onaylandı, 01. 08. 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Uluslararası bu metin İstanbul’da imzalanıp kabul edildiği için “İstanbul Sözleşmesi” adını aldı. İktidar ve muhalefet partileri, överek, “büyük bir gurur ve onurla”, sözleşmeyi “oybirliği” ile kabul ettiler. Fakat bir gece tek imzayla, “altı yıl hiç uygulamayan(?)”sözleşme yürürlükten kaldırıldı.

Yaptığımız araştırmalarla, “sözleşmenin içindene olduğu”, sonra da“neden kaldırıldığı” sorularının yanıtını bulmaya çalışacağız? Her fırsatta “kalkan” olarak kullanılan “gelenek, görenek, töre-ahlak” kavramlarının “toplumbilim anlamlarını” da aktaracağız.

“Gururla, onurla” imzaladıkları sözleşme gereği, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadınlara Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u da çıkardılar. Altı yıl içinde bu yasayı da uygulamadılar.

Neler vardı İstanbul Sözleşmesi’nin içinde? Bilmeden anlamadan el kaldırdılar. Oylama yapılırken “akılları, bilgileri, düşünceleri”,“görüş” açıklayacak durumda değildi. İnanıyorum ki, İstanbul Sözleşmesi için bugün dahi, olumlu, ya da olumsuz görüş bildirenlerin çoğu sözleşmenin içeriğini bilmiyor, açıp okumak, öğrenmek zahmetine dahi katlanmıyorlar.

Bir önbilgi: 2018’de 143 bin, 2019’da 155 binboşanma davası sonuçlandı; 2020’de 213 bin dava açıldı,henüz sonuçlanmadı. Boşanmalara binlerce neden “şiddet, geçimsizlik, kıskançlık, ekonomik, sosyal, kültürel, pisikolojik, fiziksel, aldatma, kişilik ve karakter farklılıkları”diye sayılırken, “aileye atılan bomba”ile nitelenen İstanbul Sözleşmesi, “hiçbir boşanma davasında”neden olarak gösterilmedi. Dağılan, parçalanan ailelere, ezilen çocuklara sözleşme uygulanmadığına göre “hangi bomba atıldı da bu duruma geldiler?”

Bir araştırma yapılsa da öğrensek: “İnternet, telefon, sosyal medya üzerinden” kendini özgür ve mutlu hisseden ne kadar insan, şiddet, darp, değerbilmezlik ve sevgisizlik yüzünden evden ayrıldı, ailesini yıktı, çoluğunu-çocuğunu bıraktı, dini nikah ile-hiçbir hak talep etmeden yaşamayı tercih etti?

Yine araştırılsa, “zinanın suç kapsamından çıkarılışı ve dini nikahın sorumsuzca yapılışı(!) ne kadar çok ocağı söndürdü, ne kadar çocuk enkazın altında kaldı? Kimi “kadın pırogramlarındaailenin düştüğü durumu açık seçik görmek mümkün.” Uzmanlarca incelenip, araştırılarak “ailenin dağılıp yıkılmasında, parçalanmasında dizilerin, telefonun, internetin ve sosyal medyanın ne kadar etkisi oldu”, saptanabilse...

İnsanlığın çadır ve toprak uygarlığından çıkışı, sanayi-kent uygarlığına geçişi, eğitim-öğretim, bilgi ve kültür unsurlarının son derece etkin iletişim araçlarıyla sürekli ve hızlı biçimde yayılışı, geleneksel aileyi ve toplumsal değerleri büyük değişimin içine itmektedir. Dün son derece yavaş seyreden kültür ve uygarlık değişimleri, bugün anında dünyanın öbür ucuna bilgi, kültür, düşünce, ses ve görsellik olarak gidebilmektedir.Romanlar, şiirler, müzik, moda, sıpor etkinlikleri, filmler, diziler dünyayı küçültüyor, insanı evrenselleştiriyor. Ailenin çözülmesinde bunların ne derece etkisi oluyor; kadına ve çocuğa ne kadarı şiddet olarak yansıyor?

Özgürlük vazgeçilmez bir haktır, kadınlar ölümleripahasına da olsa özgürlüklerini bırakmıyor. Bu konunun kararı siyasetin değil, bilimin olmalıdır. Araştırılmadan, incelenmeden karar verilmemeli, daha doğrusu “siyasi kararlar dayatılmamalıdır.”

2020 yılında bilinen 436 kadın “eski eşi, eşi, nişanlısı” tarafından öldürüldü. Son bir haftada sekiz kadın yaşamdan koparıldı. Üstelik “uzaklaştırmakararı” alınmasına karşın. Devlet yasalara karşın vatandaşını korumuyor.

İstanbul Sözleşmesi, “kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin” yok edilmesidir. “Kol kırılıp yen içinde kalmasın”, “kan tükürüp kızılcık şerbeti içilmesin”, “kaşı patlamasın, gözü morarmasın,vücut çürükler içinde bırakılmasın”, “kapıya çarpılmasın” kararlılığıdır. Alınacak önlemlerle kadın “korkusuz, rahat, huzur içinde, güvende, hak ve özgürlükleriniyaşasın.

Meclisin “oybirliği” ile kabul ettiği, onadığı, insan temel hak ve özgürlükleri kadar değerli olan, “kadını ve çocuklarışiddete, tacize, tecavüze, erken yaşta evlendirmeye karşı koruyucu”bu sözleşme,bir kararname ile kaldırılarakBatı Kafasına, “Müslüman kadının,erkeğin yanında hakları ve özgürlükleri olamaz” sesi yükseltildi.Türkiye, bu kafayla Ortaçağ’a geri döndü. (SÜRECEK)

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…