Mısırdaki sağır sultan duydu da canım ülkemi yönetenler hala “kadının insan olduğunu ve öldürüldüğünü” duymadılar. “Yaşamak-ölüm bu ülkenin birincil sorunu” olmadıktan, önlemleri alınmadıktan sonra, “ülke yönetilmiyor”, “can güvenliği sağlanmıyor” demektir. Ve bu ülkede dört yüz otuz altı kadın bir yılda öldürülüyorsa(2020); binlercesi tacize, tecavüze uğruyorsa;-fiziki ya da sözle-şiddet görüyorsa; her türlü hakarete, aşağılamaya maruz bırakılıyorsa yasalar, yaşam koşulları, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi altyapı hazırlanmıyor demektir. Ve erkekler bütün bu olanların “failiyse”, asla mazeret üretemez; “insanım” diyemez ve “insanca yaşama” hakkı isteyemezler.

En başta kimi babalar, ağabeyler, amcalar, dayılar, anneler bu katliamın, tacizin, tecavüzün, şiddetin ve baskının sorumlusudurlar. Siyasiler, yasa yapıcı ve uygulayıcılar, yargıçlar, savcılar, mahkeme heyetleri, bu katliama “dur” diyebilecek yetkiye sahip makamlarda oturanlar, nedenlerini araştırmayan ve sunmayan bilim insanları, bu ülkede yaşayıp sesini çıkarmayan, seyirci kalıp salt haber olarak dinleyenler, kıyısından, köşesinden katillerin ortakları, yardım ve yataklık edenleridir.

Sevgi, hayal kurma baskılanıyorsa, kıskançlığı, koca’lığı, “mülkiyetinde bir hakmış” gibi görerek-boşanmış olmasına karşın-kadını öldürebiliyorsa; yılanmış gibi başını taşla ezebiliyorsa, kurşun yağdırıp “doksan dokuz yerinden” bıçaklayabiliyorsa, bu, insan değil canavardır. Testere ile kesip doğrayarak çöp konteynırlarına atılabiliyorsa, sokakta, çocuklarının ve polisin gözü önünde katledilebiliyor, boğazını kesip evinde yakabiliyorsa, bu vahşettir, korkunçluktur. Ve her gün bu ülkede en az bir kadın-bir anne öldürülüyor.

Kadın öldürüldüğünde, “hak etmiş” gibi anında “erkek savunması” yapılıyor:  “Mutlaka erkeği öfkelendirecek bir şey yapmıştır, tahrik etmiştir; kızdırmış, sinirlendirmiş, cinnet geçirmesine neden olmuştur; erkeğin inadına ve dikine konuşmuştur, alttan almamış, çıldırtmıştır; erkeklerle konuşmuş, belki de aldatmıştır; şüphelenmesine neden olmuştur” gibi suçlar üretilerek kadının öldürülmesini hakmış gibi gösteriyorlar. Ne yasalar, ne polis ne de sığınma evleri, ne de anne-babası kadının canını kurtarabiliyor. 

Önce kadını aşağıladılar; tüm kötülüklerin kaynağı ve fitne-fücur gösterdiler; “şeytan” dediler. Cariyeliği-köleliği kaldırmayan, “kadını abdest bozan” nedenlerden biri sayan bir inançla, “cennet anaların ayakları altındadır” hadisiyle dalga geçercesine yüceltmeye çalıştılar. Ama “kadınımız” yerlerde süründürülüyor, eziliyor, horlanıyor, suçlanıyor, aşağılanıyor. Ve her yıl yüzlerce kadın kurban veriliyor.

Çocuğa, kıza, kadına karşı kullanılan “taciz-tecavüz-şiddet” sözcüklerinin gerçek anlamlarını bilmekte yarar vardır. Çoğu zaman “taciz sözcüğü tecavüz sözcüğünün yerine kullanılarak” “eylemin etkisi” yumuşatılıyor.

TACİZ: Sadece fiziksel-cinsel şiddet biçimi değildir. Rızaya dayalı olmayan söz, tavır ve davranış biçimleridir de. / Canını sıkma, tedirgin etme, rahatsızlık verme anlamlarını içermektedir.

ŞİDDET: Kişinin fiziksel ve ruhsal olarak zarar görmesine yol açacak hareketlerin tümüdür.

FİZİKSEL ŞİDDET: Kişinin bedenini hedef alan her türlü saldırıdır.

TECAVÜZ: Irza geçme, saldırı, namusa saldırı, sarkıntılık etme, başkasının hakkına el uzatma, (sınırı) aşma, (sınırın) ötesine geçme anlamlarını taşımaktadır.

Nasıl insan hakları varsa, kadın hakları da vardır. Özellikle Ortaçağ’da “insan yerine konup saygı ve değer görmeyen kadının hakları yenmiştir, çiğnenmiştir, “ahlaksızlığın, kötülüğün kaynağı” gösterilerek yakılmış, taşlanarak öldürülmüştür.

Kadın haklarını kabul ederek korunması amacıyla eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ortadan kaldırılması için muhtelif ideolojilerin, toplumsal hareketlerin ve kitle örgütlerinin oluşturduğu kadın hareketlerine “feminizm” denir. Feminizm “kadını insan görmek ve haklarına sahip çıkmaktır.” İstanbul Sözleşmesi bu bağlamda uluslararası bir akittir, insanlık adına atılmış çok değerli bir adımdır.

Çalışma ve özgürlüklerin tümü kadın haklarının temelini oluşturur. Kadının ayaklarının yere sağlam basması için “çalışma ve özgürlüğü” kaçınılmazdır.

 “Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş.”

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…