Efendim,  eskiden “Çaycuma’yı Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği” ve Belediye işbirliği ile büyük “At Koşuları”  düzenlenirdi. Şimdi eski Seka lojmanlarının bulunduğu alan, “Koşu Yeri” idi Çaycuma’da. Her yıl yapılan bu at koşularına meşhur atlar gelirdi. Bizim Alim Enişte de heveslendi, bir tay aldı koşturmak için. Görünüşü gerçekten çok güzeldi bu tayın. Bakıcısı,   koşudan önce koşulacak alanda gezdirdi birkaç kez . Önce adeta adımlayarak, sonra da hafif koşular şeklinde. Böylece tay koşuya iyice hazırlandı. O gün geldiğinde koşu başladı..Heyecan dorukta!.Alim Enişte’nin tayı önde. Ha babam, de babam!. Daha birinci turda diğer tayları solladı. Şeref tribünün önünden geçtikten sonra, aşağıya dönmesi gerekirken çıvdı gitti dosdoğru!..Eyvah, eyvah!.. Alim Ağa çıldırdı tabii, ana avrat dümdüz.. Biz ise çok üzüldük. Tay diskalifiye oldu koşudan..

Buradan sonra başka yerlerde düzenlenen koşulara da katıldı tay. Sonbahar geldiğinde Çaycuma’da bir kez daha çıktı seyirci önüne. Ama bu sefer çok iyi koştu doğrusu. Hiç sağa sola çıvmadı. Çünkü taya “at gözlüğü” takılmıştı.

 *****

Gözlüktü, at gözlüğüydü, deyince aklıma geldi. Yeridir diye anlatayım.. Çaycuma’da bir festival için hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. Rahmetli Metin Yurtbay dönemiydi..Davetiyeler de hazırlanmış. Bize de göndermişlerdi sağ olsunlar. Görür görmez kahkahalara boğuldum!.. Yüksek bir espri gücü vardı davetiyede. Tabii ki  benim bakış açıma göre!.

Davetiyede bir manda resmi vardı. Kalın kaymaklı manda yoğurtlarını anımsayarak ne var bunda diyeceksiniz? Ama mandaya bir de kalınca beyaz gözlük takılmıştı elle çizilerek!..Açtık telefonu, sorduk; “Yahu bu ne?”. “Entel manda abi!..” . “Yahu mandanın enteli de nerden çıktı ?”.  “Abi bu okumuşu!...”. E, artık gülmekten yerlerde süründük!.. Kutladım arkadaşları.. Aklıma, Siyasal’da okuyan öğrencilerin “İnek”leri geldi sonra.. Onlar da öne koydukları bir “inek” ardından Kızılay’a  yürürlerdi ya her sene!..Şimdi yapıyorlar mı bu matrak töreni bilmiyorum..

              *****

Efendim, bakış açısı diyorduk.. Bakma’yı, görme’yi kim, ne belirliyor? Hem bizim beyinsel faaliyetimizi, hem de düşünsel  ve duyumsal  durumumuzu   etkileyen dış etmenler..  Bakma, biyolojik bir olaydır diyor bilenler, olabilir.. Görme, bir eğitim işidir deniliyor, olabilir.. Bakış açısı, sanıyorum bir olguyu; bilgiyle, birikimle, deneyimle, kültürle, algılama biçimi olmalı.. Görüş açısı ise; konuyu, düşünceyi belirli bir yönden inceleme, araştırma, değerlendirme anlamı taşıyordur, sanırım.. İnsanın yaşama koşulları ve içinde bulunduğu ortam, bakış açısını ve görüşünü etkileyebilir.. Hava  güzel,  mavi, bulutsuz ve sıcak; hava sisli, yağmurlu, karlı, puslu, soğuk ve kapalı!..Bu ortamlar bakışı ve görüşü olumlu ve olumsuz etkileyebilir. Buna sanırım doğanın etkilemesi diyebiliriz.

Nasıl bir yaşam biçimi içindesiniz? Memur-bürokrat mı? Esnaf-tüccar mı? İşçi-işsiz mi?  Genç- yaşlı, kadın-erkek durumunuz? Siyasi yelpazenin neresindensiniz? Politikaya yakınsak mercekle mi, ıraksak olanıyla mı bakıyorsunuz?  Yoksa, “bana ne el-alemin üç koyunu beş keçisi” mi diyorsunuz?    Örneğin: Bir siyasi parti içindesiniz; yönetimde veya yönetim dışında bulunmanız, yönetimle aynı veya farklı görüşte olmanız, yönetimle iyi  veya olumsuz ilişkiler  içinde bulunmanız, bakışınızı, görüşünüzü nasıl etkiler? İktidardan memnun musunuz? Değil misiniz? Yoksa “gözlerimi kaparım her devirle uyumlu yaşarım” mı diyorsunuz?..Yoksa, yoksa “eğitim şart, kardeşim!” mi diyorsunuz? Bunlardan doğacak bakışa, görüşe,  belki siyasi etkilenme de diyebiliriz.

Toplum içinde sosyal ve ekonomik yönden öndesiniz, geridesiniz, ortalardasınız? Yaşam hedeflerinize ulaştınız, ulaşamadınız veya eh işte!.. Bulunduğunuz çevredeki sosyal-kültürel etkinliklere katılıyorsunuz, katılmıyorsunuz?..Okuyan, yazan, çizen, sanat  ehlinden misiniz? Hem okur, hem yazar, hem de kalem cenklerini sevenlerden misiniz? Bu nedenle size “aferin!” denilmesinden, sırtınızın okşanmasından  hoşlanır mısınz? Yaşama ve çalışma koşullarınız olumlu mudur? Olumsuz mudur?..Müzikle, güzel sanatlarla aranız nasıldır? Hobileriniz var mı? Herhangi bir enstrüman çalar, resim yapar  mısınız? Gazete, kitap okur musunuz? Toplum içinde beğeniliyor musunuz, beğenilmiyor musunuz? Yoksa kaale bile alınmıyor musunuz?. Katılımcı, paylaşımcı mısınız, yoksa “benden sonra  batsın bu dünya!” mı  diyorsunuz?.Bunlar da sanırım sosyal-toplumsal etkilenme içine girebilir!..

 Dinsel düşünceleriniz, inançlarınız, bu konudaki tutum ve davranışlarınız? Güler yüzlü müsünüz? Somurt yüzlü müsünüz? Asabi bir mizaca mı sahipsiniz? Mutlu musunuz, yaşadığınız hayattan keyif alıyor musunuz? Mutsuz musunuz? Anasını satayım böyle bir yaşamın mı diyorsunuz? Gerçekçi misiniz? Hayalperest misiniz? Arada derede idare ediyorum mu diyorsunuz!

Bu gün eleştirdiğiniz, tartıştığınız, hatta ötesine bile geçtiğiniz konularda; bir süre, birkaç ay, bir yıl veya  sonraki  bir zaman diliminde de  aynı tavırda  olabilecek misiniz?  Olaylara, durumlara, kişilere belirli bir dünya görüşünden mi bakarsınız? Yoksa “ben her devirde yolumu bulurum, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mı dersiniz? Diyeceğimiz, sosyal-kültürel-ekonomik-siyasi ortamınız, kişisel yapınız, durumunuz da bakış açınızı ve görüşünüzü etkileyen etmenler arasındadır.

*****

İnsanın aldığı eğitim, sosyal kültürel durumu, içinde yaşadığı toplumun değer yargıları, dış çevrenin etkileri, içsel yapısı,  vb. gibi etmenler, kişinin görüş açısının oluşumunu etkiler. Geçmişte bir müfettiş anlatmıştı: Bir kompozisyon kağıdını, değişik zamanlarda 10 ayrı öğretmene okuturlar. Kompozisyon kağıdı 2 ile 7 arasında notlar alır..Kişiler olaylara, durumlara, olgulara farklı açılardan bakarak değişik  yorumlamalar getirebilirler. Bunu da doğal karşılamak gerekir. Herkesin aynı yorumu yapması, tehlikeli olan robotlaşmayı da birlikte getirir. Kişilerin bakış açıları; kurumları, olayları, durumları, kişileri algılama biçimlerine göre değişebilir. Elbette kimse sizin gibi düşünmediği; farklı bir bakış açısıyla baktığı ve değerlendirdiği için “at gözlüğü” kullanıyor olamaz!. Eğer öyle ise “Ben yaptım oldu, ben dedim doğru!” anlayışı ortaya çıkar ki, durum vahim demektir!.. 

Eğer bir eleştiri getiriyorsanız; size göre bunun temelleri nedir, ne için bunları söylüyorsunuz? Ayrıca,  “Benim konumum, durumum nedir? Yaptığım eleştiriler tutarlı mı? Doğru ve yerinde mi? Düşünce, görüş ve eleştirilerimi paylaşan insanlar var mı” diye, kendinizi de sorgulamanız gerekebilir. Karşıya aldıklarınız da bu temelde size aynı eleştirileri getirebilir. Yani bakarsınız bir gün, siz de  kaleminizi kılıç gibi salladığınızı düşünürken ”kendim ettim kendim buldum” şarkısını terennüm eyleyecek  noktaya gelebilirsiniz !. Aman dikkat!..