Mehmet Akif’in “Asım” ı, Tevfik Fikret’in “Haluk” u vardı. Her iki şair-düşünür Osmanlı gençliğine örnek olacak inanç, düşünce, kişilik ve karakteri bu iki tip insan üzerinden vermeye çalıştılar; beklentilerini bu karakterler üzerinde somutlaştırdılar. Mustafa Kemal Atatürk de “Gençliğe Hitabe” ile vasiyet gibi, olmasını istediği Türk Gençliğine, yarattığı eserlerini emanet etti.

Amerika, gençliğinde aradığı özellikleri, düzenlediği bilgi, kültür, müzik ve sıpor yarışlarıyla somutlaştırıyor. Başaranları “idol” olarak hem kendi gençliğine, hem de dünya gençliğine “Amerika reklamını” ihmal etmeden, en küçük ayrıntısına kadar yazdırdığı kitaplar, biyografiler, dev sütüdyolarında çektirdiği filmler ve belgesellerle, verdiği yeşil dolarlı ödüllerle piyasaya sürüyor. Ve dünya gençliği kendi ülkesinde göremediklerini, Amerika’da görüyor. Müziğin, sıporun idollerine bir ilah gibi tapıyor. Dünyanın en büyük emperyalist ülkesini “hakkın, hukukun, özgürlüklerin” ülkesi olarak düşlüyor ve düşünüyor, oraya gitmek için can atıyor. Dün keşfedilen Amerika kitapları, filmleri, dizileri, kolası, festfutları, kılık kıyafetleri, yaşam tarzı, bilimi, sanayisi ve zenginliği ile dünya gençliğinin gözlerini kamaştırıyor, ortak değerler yaratıyor, başarılarıyla, yarattığı muhteşem zenginliği ile sömürgeciliğini, öldürdüğü, kanını akıttığı milyonlarca insanı unutturuyor.

Bizde çağdaş değerlerle donanmış, aklı, bilgiyi özümsemiş, kitabı, sanatı, hakkı, hukuku, düşünceyi sindirmiş, örnek insan, örnek kadın, örnek erkek kahramanlar arıyorum. Romanlarda, filmlerde, dizilerde, belgesellerde… ışık tutacak, ışık yakacak, insana eksiğini-gediğini anımsatacak, “ben nerede hata yaptım, ya da yaptıklarım doğru mudur” dedirtecek, doğruyu, gerçeği bulduracak, insanı öğrenmeye, öğrendikçe düşünmeye, akla, bilime, kültüre, sanata yönlendirecek, pes etmeyen, yılmayan, mücadeleci insanın kapılarını açacak, doğru, dürüst, namuslu insan olmanın yollarını aratacak, kitaplar, filimler, diziler arıyorum… Sanatın, düşüncenin soyluluğu ile bayağılığa kaçmadan verecek yapıtlar arıyorum. Dünyada söz sahibi bilim insanlarımı anlatacak filmleri, belgeselleri, kitapları ve reklamları arıyorum…

Üç saat bir dizinin başında kalan insan-aile, “bu dizi bana ne veriyor, ne anlatıyor” diye sormayacak, sorgulamayacak mı? Yoksa “hayat-gerçek böyledir” mi diyecek? Dizide gördüklerini, “şiddeti, ahlaksızlıkları, aile erozyonunu, aile bireylerinin birbirlerini nasıl aldattıklarını, çocuklarını birbirlerine nasıl yutturduklarını, ahlaksız, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizileri dincilere(!) rağmen çekip halka seyrettirdikleri görülmüyor mu?”

Diziler öylede, ya Diyanet, “altı yaşındaki çocuğa nikah kıyılabilir”, “dokuz yaşındaki çocuk evlenebilir” dedikten sonra “sağlam aile ilişkilerini ve ahlakı” nerede bulacağız? Çocukların ırzına geçildiği bir ülkede sesi çıkmayanların, depremin nedenini “küçük yaşta çocukların evlenmemesine” bağlayacak kadar cahili cühela “pırof”larla nereye varacağız? Aile nasıl yaşayacak, nasıl ayakta kalacak? Bu canavar zihniyete karşı çocuklar nasıl korunacak?

İnsan öldürmeyi, insan kaçırmayı, bıçaklı saldırıları, gasp, yaralama, ırza geçme, hırsızlık” gibi adi suçları insanın gözünün içine sokan, aile düşmanı diziler, insan düşmanı diziler. Gerçeğin dışında, afyon yutmuş gibi rüyalar gördürecek, “demek ki hayat böyleymiş” dedirtip insanları, gençleri yalanın peşinden koşturup kötü yollara düşürecek diziler. Yalanı, ahlaksızlığı, çarpık ilişkileri temel alıp ailelerde bomba gibi patlayan, aile kavramını yakıp yıkan, parçalayan diziler. Düşünmeye, öğrenmeye, yaşamla mücadeleye düşman; insanı uyutmaya, hazır yemeye, tüketmeye yönlendiren; aileyi yıkmak için başka düşman aramaya ihtiyaç duyurmayan diziler…Toplumu, gençliği bu çağa ve geleceğe hazırlamayan diziler. Salt insanları kaşıyla, gözüyle, kılığı kıyafeti ile değerlendiren, görünüşüyle anlamlandıran, beynine yer vermeyen, bilgisini, becerisini, başarısını, kişiliğini, karakterini ön pılana çıkarmayan diziler… Bu dizilerle dünya sanatının içinde nasıl yer alınır, nasıl saygınlık kazanılır?

Amerika’yı, Avrupa’yı ahlaksızlıkla suçlamakta üstümüze yok. Kendimize dönüp bakıyor muyuz? Bi zahmet bu dizileri izlerken kendi gerçeğimizle yüzleşelim! Yalanla avunmayalım.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…