Bugün hakkında iyi, güzel, hatta kötü sözler söylenebiliyorsa bir insanın, belleklerde bıraktığı “izdendir.” Vakfıkebir Devlet Hastanesine ilk kez işlevini kazandıran Dr. Osman Akıntürk’tür, hastaneye “kimlik kazandıransa” Dr. Resul Nasıri’dir. Başhekimliği sırasında temizliği, titizliği, disiplini ve her işin zamanında yapılması gibi gayretleri sonunda, takdir göreceği yerde, görev disiplinine uymak istemeyen ve “keyfi hareket edenlerin” duydukları rahatsızlıktan ötürü şikayet edilmiş, siyaset de, işini dürüst yaptığı için arkasında duracağı yerde, görevinden uzaklaştırmıştır

“Toplumun bir kısmı her ne kadar Araplara özense de”, akıl, bilim, eğitim, kalkınma, ilerleme, gelişme, çağdaşlık bakımlarından Atatürk Türkiye’si İslam dünyasının Avrupa’sıdır. Pek çok ülkeden tıp, askeri ve mühendislik eğitimi için Türkiye’ye öğrenci gelmektedir. Türkiye den de, “bilim, teknoloji, sanayi için” Batı’ya öğrenci gönderilmektedir. Afganlı Resul Nasıri de “tıp eğitimi için” Türkiye’ye gelen yabancı öğrencilerden sadece biridir.

Okudu. İyi, kaliteli, nitelikli bir cerrah oldu. Türkiye’yi sevdi, Türkleri sevdi. Bir Türk’le evlendi. Yuva kurdu, aile oldu. Türk vatandaşlığına geçti. Dünyanın her yerinde geçerli olan evrensel bir mesleği vardı. Çalışma alanı olarak Türkiye’yi, eşinin memleketini seçti.

Bugün hakkında “kötü, suçlayıcı ve aşağılayıcı” konuşanların hiçbirisinin başaramadığı kadar hizmet etti bu ülke insanlarına: Ameliyat yaptı, insanların tedavisiyle uğraştı, sağlığına kavuşturdu.

Öğretmendim, köyde oturuyordum ve jipim vardı. Sayısız hasta getirdim Afganlıya. Kimini tedavi etti, kimini ameliyata aldı. Gecenin hangi vakti olursa olsun, evinin kapısını insanlara açtı, muayenesini yaptı, ameliyat için hastanenin yolunu tuttu.

Getirdiğim hastalar yoksuldu, elinde, avucunda olmayanlardandı. Hiçbirinden bir kuruş almadığı gibi, ilgisini de üzerlerinden eksik etmedi. Kurşunla yaralananlar mı ararsınız, tırafik kazası geçirenler mi, apandisti patlamaya ramak kalanlar mı, midesinden, bağırsaklarından ameliyat olanlar mı, çenesinin altını dolduran guatrı alınanlar mı ararsınız? Böbrek sancısıyla mustarip olan, intihar edip midesi yıkanarak hayata döndürülenler mi? Kimlere hizmeti etmedi ki Afganlı?

Hele bir hastasının, ameliyat olup sağlığına kavuştuktan sonra doktoru “koçla”  ziyarete gelişini asla unutamam. “Düğünden sonra görüşmeye koçla “gidildiğini” bilirdim, ama doktora “teşekkür” ziyaretine koçla gelindiğini bilmezdim.

Yaşlıca bir adam hastane kapısındaki görevlilere, “mutlaka Afganlıyla görüşmem lazım, bir hastanız geldi deyiverin” diyordu. Doktor merdivenlerin başına geldiğinde adam, ellerine sarılıp öpmeye çalıştı. “Beni hayata döndürdün, bu koç senindir doktorum” diyordu. Baktı olacak gibi değil, görevlilerden birine “ilgilenin, dernek başkanını çağırın, gelip alsın” dedi. “Satışını yapsın, parasını hastanın adına röntgen cihazı hesabına yatırsın.”

Hele karısının kocaman guatrını alıp muayenehanesine borcunu sormaya giden köy imamına “çocuklarını sağlıkla baksın, borcun yoktur” deyişi gözlerimin dolmasına neden oldu.

Kimi insanlar, “doktor çıktıktan sonra, memleketine dönüp hizmet vermediği için” Afganlıya “vatan haini” diyorlar. Ama şunu hiç kendilerine sormuyorlar: Afganlı ya da başkaları bülbül hasretinde olmalarına karşın, neden vatanlarını terk etmek ya da vatanlarından kaçmak ve bir daha dönmemek zorunda kalıyorlar?

Siyaset, ya da yönetim, “vatandaşlarını bir çatı altında toplamak, iş, aş vermek, özgürlüklerini güvence altına almak zorundadır.” Kendisi gibi düşünmeyenleri, “vatan haini” ilan etmek hakkına sahip değildir.

Yüzyıllardır, yönetimle (devlet-hükümet-kilise-kıral-padişah) ters düşenler, ateşlerde yakılmış, vatan haini ilan edilerek darağaçlarında sallandırılmış, giyotinlerde can vermişler, zindanlarda çürütülmüşler, ya da sürgüne gönderilmişlerdir. Bugün ülkemizde milyonlarca Suriyeli, Afganlı, Doğu Türkistanlı, Özbek, Kırkız… var. Milyonlarca Türk yabancı ülkelerde okuyor, çalışıyor, ekmek arıyor, gelecek hazırlıyor, ya da onlarcası yönetimin dişlileri arasında ezilip parçalamak, yok olmamak için kaçıyor. Hiç kimse keyfinden vatan toprağını terk etmiyor. Çalışmaya, okumaya giden ve oraları yurt edinenler “hainse”, vatandaşına yaşama hakkı tanımayan, tutuklayan ya da yurdunu zindana çevirenlere ne denmeli o zaman?

Afganlının rahmeti bol olsun, ışıklar içinde uyusun. Bu millete hizmeti dokunan herkesi rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum…

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…