Zonguldak’ın hastalığı nihayet yeniden keşfedildi. Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı tarafından, kömür ocaklarında çalışanlarının ve maden emeklilerinin en çok yaşadığı   yer olarak açıklanırken şehrimiz, “Zonguldak akciğer hastası” olarak tanımlandı. Covid-19 salgını  nedeniyle ülkemizde vahim durumda olan 30 büyük kent yanına Zonguldak'ın da eklendiği en yetkili ağızlar tarafından bu tanımlama ile açıklandı.

Zonguldak’ın hastalığı, sadece maden ocaklarında işçilerimizi yakalayan pnömokonyoz hastalığından kaynaklanmıyor. TEMA Zonguldak İl Temsilcisi Berran Aydan  “ülke genelinde solunum sistemine bağlı hastalıklar nedeniyle gerçekleşen ölümlerde en yüksek orana sahip ilin Zonguldak olduğunu” belirterek, Çatalağzı’ndaki termik santralleri de göstererek, “tüm bu nedenlerle Zonguldak salgına karşı daha da kırılgan durumdadır” diyor.

SADECE MADEN OCAKLARI MI?

O zaman şu sormak gerekiyor: Neden Zonguldak solunum sistemine bağlı hastalıkların arttığı il konumunda oluyor?

Bir zamanlar Bartınlı, Karabüklü “Büyük Zonguldak”ta 45 binler civarında maden işçisi çalışıyordu. Özal döneminde başlayan ve değişen enerji politikaları sonucu bu sayı şimdilerde ancak birkaç bin olarak belirtiliyor. Bu ve sonraki dönemlerin madencileri  “maden emeklisi” oldu. Oldu ama çoğunun  ciğerleri sıkıntılıydı. Tanık olduğum iki örnek hala gözlerimin önündedir. Lise öğrencisiyken gördüğüm, akşam treninden Türkali’de inen, adını bilmediğim  bir E.K.İ işçisiydi, zorlukla soluk alıp veriyordu, ileri düzeyde sorun yaşıyordu. Diğeri de 1967’de Tez çalışması yaptığım sırada tanıdığım,“Bir Soluk Daha” adlı şiirde anlattığım Çaycuma Çömlekçi’den Mehmet Tekin, şimdiki adlandırmayla ileri derece “koah” olmalıydı.

Günümüzde Zonguldak’taki solunum yetmezliği hastalıklarının nedeni sadece maden ocakları değildir. Bunun yanına “çevreye yoğun hava kirliliği, hastalık ve ölüm saçan termik santralleri” de eklemeliyiz.  Covid-19 salgınına bağlı ölümlerin sayıca artması, vaka sayısının da çoğalması nedenlerine, halkımızın bu salgın karşısında yeterince bilgisiz, bilinçsiz, hazırlıksız, kimi zaman da sokaklara taşarak sorumsuz davranmasını da ekleyebiliriz.

FİLTRESİZ TERMİK SANTRALLER Mİ?

Zonguldak-Çatalağzı bölgesinde aktif durumda olan yedi kömürlü termik santral faaliyet gösteriyor. Bu termik santrallerin “aktif durumda olması” ne ifade ediyor? Yoğun şekildeki hava kirliliği sonucu; solunum yetmezliği, koah ve akciğer kanserine davetiye çıkarmış oluyor. Kime çıkarıyor? Bu bölgede yaşıyan herkese. Az ya da çok etkilenmeyen kişi yok gibidir.

Üstelik bu termik santraller filitresiz çalışıyor-du. Bacalarına filtre takılması için, filtresiz üretim yapmaması için, kentine, insanlarına, yaşadıkları doğaya, sahip çıkan kişi ve kuruluşlar halkımızı uyarıcı, bilgilendirici etkinlikler yanında, binlerce imza toplayarak TBMM’deki beş siyasi parti grup başkan vekillerine sundular. Sonucunda TBMM'de konu ile ilgili kanun tasarısı kabul edildi. Cumhurbaşkanı vetosuyla Çates'in de içinde bulunduğu 10 kömürlü santralın bacalarına, mutlaka filtre takılması zorunluluğu getirilerek üretimi durduruldu. Diğer özel şirket ise üretimini sürdürüyor. Bunu da anlamak pek mümkün olmamıştır!..

Ereğli Doğa Gönüllüleri de “Ereğli Demir Çelik fabrikalarının sebep olduğu hava kirliliğinin çok ciddi boyutlara ulaştığını ve de çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını” belirtiyor. Bütün bu sebepler yanyana, üstüste gelince yöremizde solunum hastalıkları ve kanser vakalarında artış gözlenmesi önlenemez boyutlara ulaşıyor..

İşte bu can yakıcı, can alıcı gerçeklerden  ötürü Zonguldak ve çevresinde yaşayanlar  sağlıklı, temiz  hava  alamadıklarından,  Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı tarafından bölgemiz, “Zonguldak akciğer hastası” olarak tanımlandı ve “Corono salgını açısından çok riskli bir bölge” olarak kabul görmüş oldu.

 

ZONGULDAK’IN  HASTALIĞI

Zonguldak’ın hastalığı  Corono salgını öncesi dönemdeki yıllardan beri sürüp geliyor. Bu onmaz hastalık; bizler-onlar ayrımcılığı, yatırımsızlık, üretimsizlik, ufuksuzluk, kenti sadece kendine makam-mevki sağlayan bir araç olarak görme hastalığı-dır. Çünkü corono nedeniyle karşılaştığımız ve yüzümüze çarpan bu tablo sadece bu günün işi değildir. Geçmişten bu yana seçilmişler- atanmışlar da bu kısır döngünün içinde kalmışlardır.

Zonguldak’ın hastalığının tedavisi için; ayrım gözetmeden Milletvekilleri, Belediye Başkanları, İl Genel Meclisi Üyeleri, Belediye Meclisleri Üyeleri, Siyasi partilerin il ve ilçe yönetimleri, tez elden oturup şapkayı önlerine koyup bir güzel düşünmelidirler. Zonguldak’ı bu belalardan kurtarmak için doğa ve çevre dernekleri başta olmak üzere, demokratik kitle örgütleri ve bütün kurum ve kuruluşların; insanını doyuran, aç-açık komayan, iş ve ekmek kapıları açık olan, geleceğe yönelik projeler oluşturan, düzenli kentlerde yaşıyan, insanları yarından umutlu ve bu kentte yaşamaktan mutlu olunan bir Zonguldak için; el-ele, kafa- kafaya vermek için tam zamanı değil midir?

Bunun geçmişte anlamlı bir örneği var: Seka Kağıt Fabrikasının Çaycuma’ya kurulmasını sağlayan güç; Mustafa Zeren başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi heyetiyle, Hakkı Köktürk başkanlığındaki Adalet Partisi heyetinin, birkaç kez birlikte Ankara’ya giderek kapıları zorlamaları ve Çaycuma’nın birlik gücüyle kazanmalarıdır.

Bir cenazede yanyana saf tutmasını bilen vekillerimiz, siyasilerimiz, yöneticilerimiz, partililerimiz, etkili-yetkili kişilerimiz, Zonguldak sorunları konusunda neden bir araya gelemesinler? Vekillerimiz ve siyasilerimiz “Gelin şu sorunlara birlikte çözüm bulalım, ortak akılla insanlarımıza imkan sağlıyalım” demesini neden beceremesinler?  

BİR ÇUVAL İNCİRİ BERBAT ETMEK

Covid-19 salgını yayılma eğilimi gösterdiğinden bu yana ilgililer çeşitli kesimlerce uyarılıyordu: Corono salgını nedeniyle bölük pörçük önlemler yerine sokağa çıkma yasağı ilan ediniz. Mikrobun kişiden kişiye bulaşmasının önüne geçilmelidir. 10 Nisan  akşamı Sağlık Bakanı tarafından tv ekranlarında “Epey mesafe aldığımız, diğer ülkelere göre daha iyi durumda olduğumuz” da açıklanmıştı.

Aynı gece saat 22.oo sularında İçişleri Bakanlığı tarafından “Gece saat 24.oo’ten Pazar akşamı 24.oo’e kadar  SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI ilan edilmesi sonucu halkımız hiçbir korunma önlemi almadan, maskesiz bir halde, sosyal mesafeye aldırmadan sokağa çıkarak, taşarak, marketlere, fırınlara, manavlara hücum etti. Bu şaşkınlık veren skandal görüntüler, incelenmesi gereken  psiko-sosyal bir durum sergilemişti.

Bu duruma halkımızın face sayfalarında verdiği tepkilerden birkaç örnek:

“..günlerdir tek tek sokaklardan kovaladığın, cezalarla yıldırdığın, 1 metre-3 metre yaklaşma mesafesi koy diye shovlar yaptırdığın insanları, ancak böyle sokaklara  dökebilirdiniz. Bütün kuralları alt-üst ederek ancak böyle taşıyıcı olanla-olmayanı marketlerde buluşturabilirdiniz...”

“..2 hafta sonra hasta sayısı yükselecek.Şu hale bak! Bir aydır hastanelerde canla başla çalışan sağlıkcıların emeklerine yazık. 2 günde açlıktan kimse ölmezdi.”

Covid 19’ dan da tehlikeli cehalet var ülkemde. Dun gece sokağa çıkma yasağını duyanların yarattığı telaş, marketlerde sıra kavgaları, taşıyıcıların aralarındaki mesafeleri. Çok çok üzgünüm”

Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda yıllarca aç-susuz savaşan atalarımız, iki gün sokağa çıkma yasağı nedeniyle marketlere hücum eden bu milleti görseydi herhalde şehit düştüğüne pişman olurdu. Ayıptır, ayıp. İki gün aç kalsan ölmezsin. Marketleri, fırınları, manavları yağmaladılar resmen.  Yazıklar olsun..”