Hangi olaydan nasıl bir ders çıkaracağımızı bilememenin şaşkınlığını yaşıyoruz nicedir.

        Bir tür kısır döngüye düşme durumu bu...

        Belki de sorunların girift bir durum aldığından...

        En başta siyasal alanda geçmişte yaşanmış bir olayın günümüzdeki tekrarında...

        Geçmişten ders alıp ona göre düşünüp, davranıyor muyuz?

        Hayır!

        Bu bir örnek... Böyle ders çıkarılacak olayları dikkate alıp ona göre düşünüp davransak; örnek davranışların sergilenmesi gereken siyaset alanını kişisel çirkinliklerin, pisliklerin, kirli çamaşırların teşhir edildiği bir alana çevirir miyiz?

        Tabii ki, toplumsal olaylardan ders çıkarmak bir akıl, bir sağduyu işi...

        Bunu beceremiyoruz anlaşılan...

        Haşa, kafasız mıyız yoksa?

        Değil de, şu körü körüne parti inatçılığımız ve de eğitimsizliğimiz olmasa...

        Siyasetçinin en büyük hüneri(!) geçmişi karalayıp bu alanda kendine yol açıp ilerlemek olduğunu bilmeyen yok sanırım bu ülkede. Geçmişi karalamak da, hep uygulamaların yetersizliğinden kaynaklanan olayların sonuçlarıyla ilgili  oluyor nedense.

        Hastanelerde yer bulanamıyordu.

        Eczanelerden ilaç bulunmuyor, istenen ilaç alınamıyordu.

        Mahkeme düşenin davası bitmek bilmiyordu.

        Üniversitelere giriş sınavı vardı, herkes bundan yakınıyordu.

        Fiyatlar gün-gün artıyordu.

        Eskiden Devlet hizmetine aday olanlar sınavla alınmıyordu, ama "dayısı" olan kapıyı aralıyordu.

                                                                ***

        "Böyle gelmiş, böyle gider" bir düzende geçen bunca zamana  karşın değişiklik ne oldu?

        Hastaneler yine hasta ile dolu... İnanmayan gidip baksın hastane koridorlarına...

        Eczanelerde her ilaç var, ama yanına yaklaşılmıyor, geçmişe göre...

        Mahkemeler için herkes "Allah düşürmesin" diyor.

        Üniversiteler ile diğer okullara giriş için "adamı olan"ın ne dolaplar çevirip sınav kazandığı ortaya çıktıkça insan hayretler içinde kalıyor.

        Fiyatların eski ile yarışır olması değişen bir şey  değil zaten... Olağan bir durum...

        Devlet kapısı "dayı"lar  nedeniyle kimilerine hep açık zaten...

        Boşuna dememişler: "Böyle gelmiş, böyle gider" diye.

                                                  ***

        Muğla-Marmaris yolundaki virajı alamayarak 30 metreden alt yola uçan midibüste 24 kişi öldü, 4'ü ağır 10 kişi yaralandı.

       "Karayolları Savaşı"nda  yine acılar yaşadık. Mutad/olağan olay gibi gelmeye başladı trafik kazaları insanımıza...

        Bayrama giderken/gelirken, düğüne şen-şakrak giderken, kafile halinde geziye çıkmışken...

        Tam da yaşamdan daha çok tat alacakken, böylesi kazalarda can veriyor insanımız.

        Suçlu kim?

        Kim olacak, ya teknik bir arızadır ya da sürücü hatası... Alkollü olma hali...

        Yolda hiç kusur yok!..

        Karayollarını yapıp geçiyor, sürücüler yolların açılışını kendileri yapıyor bu ülkede...

        Hiç bir yerde görmedim, işitmedim -ama Batı'da var- karayollarının teknik özelliklerini, standartlarını belirten bilgiler bir yerlerde  yazılı...

        Ama en önemlisi, Batı'nın otomotiv sanayiinin kazanması  için habire karayolu yapıyor; sürücülerin kültürel yeterliliğini  dikkate almadan sürücü belgesi dağıtıyoruz.

        Tren yolu?..

        Bu ülkede insanlar  gibi "treni ve yolunu" savunanları komünistlikle suçlayan bizler  değil miyiz?

                                             ****

        Ahh... Bir böyle gelmiş, böyle gitmez, deyip bir başlangıç yapabilsek şu karayolu ulaşımına...