1968-69 yılı olmalı. Üniversite mezuniyet derslerini tamamlamış, Ankara Başkent gazetesinde de çalışıyordum. Ergin İnanç’ın ayrılmasıyla boşalan Yazı İşleri Müdürlüğüne Turhan Tükel getirilmişti. Kendisini önceden tanımıyordum. Uzun boylu, atletik yapılı, kır saçlı, düzgün hatlı, gözlüklü bir görünüm içindeydi. Yazıp-çizen bir kişi izlenimi de veriyordu. Eleştirmen de olabilirdi. Kısa sürede alışmıştık birbirimize. Onu en son 1977 seçimlerinde Ecevit’in danışmanı olarak görecektim Zonguldak’a geldiklerinde..

Bir gün bana “Kitap okumayı sever misin?” diye sordu. Olumlu yanıt vermem üzerine bana Mao Zedung’un “yaşamını ve ünlü uzun yürüyüşünü” anlatan bir kitap verdi. 8-10 gün sonra okuyup kendisine geri verdim. Ünlü Mao’yu ilk kez bu kitap ile tanımıştım. Sonradan görecektim ki Mao devrimini uzakdoğu’da yapmıştı ama, 70’li yıllarda “Maoculuk” diye adlandırılan akım bize ne hikmetse Batı’dan gelmişti.

Yine bir gün Turhan Ağabey bana bir kitap daha verdi: “Oku da gör, bu namussuz adamlar ne hezeyanlar içindeler” dedi. Kitap Dr. Rıza Nur tarafından yazılmıştı. Okuduğumda şaşkına dönmüştüm. Cumhuriyet hükümetlerinde bakanlık yapmış, Lozan görüşmelerine katılmış bir kişinin “hezeyanları”na büyük öfke duymuştum. Tarihsel gerçekler ve olaylar intikam almak duygusuyla nasıl bu derece tahrif edilebilirdi. Ayrıca Mustafa Kemal’e ve İsmet İnönü’ye bu nasıl saldırmaktı, aşağılamak, hakaret etmek, iftiralar düzmekti, anlamak mümkün değildi.

*****

Dr. Rıza Nur, kim derseniz: (doğumu: 30 Ağustos 1879, Sinop – ölümü: 8 Eylül 1942, İstanbul), Türk siyasetçi, devlet adamı, yazar, türkolog, tarihçi ve hekim. II. Meşrutiyet’in ilanı ile açılan Osmanlı Meclisi Mebusan’ının ilk döneminde ve 1. ve 2. Dönem TBMM’de Sinop milletvekilliği yaptı, Türkiye’nin ilk Maarif Vekili (Eğitim Bakanı) oldu. Moskova Antlaşması ve Lozan Antlaşması müzakerelerine katıldı. İzmir Suikasti Davası'ndan hemen sonra Paris'e kaçtı ve Türkiye'ye ancak Mustafa Kemal'in ölümünden sonra dönebildi. Paris'teki Biblioteque Nationale ve Londra'daki British Museum'a, 1960 yılından önce yayımlanmamak kaydıyla teslim ettiği dört ciltlik tartışmalı eserini 1929-1935 arasında kaleme aldı. (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, İstanbul 1967, toplam 4 cild ve 2005 sayfa.)

Geçmişte ve günümüzde Mustafa Kemal Atatürk’e, ailesine ve yakınlarına, yaptığı Kurtuluş Savaşı’na ve devrimlerine yapılan saldırıları gördükçe, okudukça bunların nereden kaynaklandığını anlayacaktım. Ancak, bu Dr. Rıza Nur denilen kişinin de birtakım “hastalıklar” içinde olduğu bilinen bir gerçek olduğu da unutulmamalı. Tv ekranlarında papağanlık edenlerin dayandıkları “hastalıklı kaynak” hakkında biraz fikir vermek istedik. Aşağıya aldığımız bölümler Google sayfalarında da var.

“Mustafa Kemal Türk aleyhindedir. Bunun işleri insana öyle bir zan veriyor ki, bu adam (Mustafa Kemal) Türk Milletinin düşmanıdır. Çünkü ilk hamlede dinine musallat olmuştur. Din harstandır (hars=kültür). Bir milletin temel taşları harsıdır. Bu adam bu ve emsali Türk harsını yıkmakla meşguldür. Bu halde haindir”

“Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal’in, İsmet’in bunda zerre kadar hissesi yoktur. Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ ortalarda yok. O Anadolu’ya kovuluncaya kadar başka işlerle meşgul olmuştur. Mustafa Kemal Anadolu’ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur.”

“Kaynaklara göre Mustafa Kemal Paşa’nın babası Sırp’tır! Türk değil yani! Ali Rıza Efendi Mustafa Kemal Paşa’nın üvey babasıdır. Selanik Asliye Hukuk Mahkemesi İlam karar numarası: Adet/451 verilerine göre M. Kemal Sırptır. (Murat Bardakçı Tv programında burada kaynak olarak gösterilen mahkeme ve kararının gerçekdışı ve sahte olduğunu kanıtlamıştır)

“Mustafa Kemal bütün o önemli kanunları sarhoş iken yaptı da hiçbir “Elif” kadehe düştü mü? Utanmazlar!”

“Mustafa Kemal Anadolu’daki Müslümanları kandırdı ve İngilizlerle Lozan Anlaşması’nı yapıp Müslümanları halifesiz bıraktı ve tüm şehitlerin kanına ihanet etti. İhanetinden dolayı Sultan

Vahdettin Han Mustafa Kemal’i ve Mustafa Kemal’e yardım eden asker arkadaşlarını 24 Mayıs 1920 [hicri 1336] tarihinde idama karar verdi.”

“Mustafa Kemal Türk aleyhindedir…Bugün kendisi Türk’ün dinini, dilini, yazısını, adetini, milli müesseselerini, ananesini her şeyini yıkmakla meşguldür.”

*****

Dünyanın hiçbir ülkesinde, savaşarak ulusal kurtuluşu sağlayan, ülkesinin Batılı ülkeler düzeyine ulaşması doğrultusunda devrimler yapan bir “Önder kişi” için bu derece saldırgan olunamaz. Okullarda okuyan çocuklar, Atatürk ve devrimlerine karşı çıkan kuşaklar olarak yetiştirilemez. Neden pekala? Başta emperyalist Amerika kendi çıkarları için Orta-doğu’da güçlü bir Türkiye istemiyor. Avrupa ülkeleri ile birlikte ülkemizdeki “Atatürkçü Düşünce”ye, Atatürk’e sevgi ve saygıya dayalı bağlılığa kendi çıkarları için hep karşı çıkıyor. Bu ulusal yapılanmayı boğmak için yerli işbirlikçileri ile her türlü dinsel, kültürel, tarihsel çarpıtmaları, gazeteleri, yazarları, tv programları ile yayarak milletin kafasını karıştırıyorlar. Kullandıkları İslam dinidir. Halkımızı, temiz dini inançlarını kullanarak, “Hilafet” ve “Sultanlık”ı geri getireceğiz diye kandırıyorlar. Bunun mümkün olmadığını kendileri de biliyorlar. Ama tarikatlar ve her türlü dini gruplar yoluyla dini duygularımızı utanmazca kullanmağa devam ediyorlar.

Yapılan saldırı Atatürk’ün şahsında bütün Türk milletinedir. Amaç, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk’e olan bağlılığı yıpratmak, yok etmektir. O zaman büyük ülkemiz parçalanma aşamasına getirilecektir. İnanıyorum ki halkımız, Atatürk’e, ailesine, yakınlarına yapılan bu hayasızca, insanlık ve dindışı, ahlaksızca yapılan saldırganlığa prim vermeyecektir. Bu din bezirganlarının çanına ot tıkayacaktır.

Atatürk Cumhuriyeti’nin en büyük amacı çağdaş bir toplum yaratmaktı. Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı döneminde, dinsel duyguları kullanarak biat kültürü ile kul haline getirilen toplum yerine, temel hak ve çıkarlarına sahip çıkan “yurttaşlık bilinci”yle hareket eden bireylerden oluşan bir toplumu öngörmüştür. Onun içindir ki Medeni Kanun’la kul olan insanlarımız, yurttaş edilmiştir.

Çünkü Atatürk ““Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin yegane amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını bütün anlam ve biçimiyle çağdaş bir toplum haline getirmektir. Devrimlerimizin temel ilkesi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri perişan etmek zorunludur.” (Kastamonu: 30 Ağustos 1925) demiştir.

Türk ulusunu yürüdüğü Atatürk ışığıyla aydınlanan çağdaşlaşma yolundan hiçbir güç geri çeviremeyecektir. Karşı çıkan “zihniyetler” ise perişan olarak tarihin çöplüğüne gidecektir. 19 Mayıslı sabahların söylediği budur. Ne diyor ünlü şairimiz Tevfik Fikret: “Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa/Sönmez ebedi, her gecenin bir gündüzü vardır”..