Bir zenci çocuğuyum ben

bir ıslık sızılır geceleri

bembeyaz parlayan

dişlerimin arasından

saklanırım gündüzleri

ağaçların gölgesine

utanırım tenimin karasından

 

Sonra nehre inerim

o bulanık

o kirli nehrimize

bir türkü söylerim:

“yüzümü çok yıkadım

çok yıkadım

bir türlü

beyazlamadım”

 

yenilmiş komutanlar gibi

dönerim geriye

kamıştan evimiz

ve kapısı sazdan örülü

usulca sokulurum anneme

dışarıda hışırtısı

kocaman ağaçların

böceklerin cızırtısında

ve kükreyişlerinde

yabanıl hayvanların

hep bir ağızdan

aynı türküyü

söylediklerini duyarım

“yüzümü çok yıkadım

çok yıkadım

bir türlü

beyazlamadım!”

 

Annem kıvırcık saçlarımı

okşardı ince uzun parmaklarıyla

kardeşlerim ormanda

oynarken yavru maymunlarla

uzun, kıvrık

ve siyah kirpikleriyle

mutluluk kelebekleri

uçuştururdu yapraklarla

 

Sonra şapkalı

ve kısa pantolonlu

beyaz adamlar geldi köyümüze

el ele tutuşup

şarkı söyleyerek

koşardık peşlerinden

pembe avuçlarımıza atılacak

birkaç şeker için

 

Ardından

ve biz anlamadan

oynadığımız maymunları

aslanları

filleri

kuşları vurup

ateşli demirleriyle

sürüklediler yine bizimle

kocaman kamyonlarına

 

Ben hep böyle nehre inip

türkü söyledim:

“yüzümü çok yıkadım

çok yıkadım

bir türlü

beyazlamadım!”

 

Dedemin anlattıkları

gelir aklıma

eller yüzleri

beyaz insanlar

yolculuk ederlermiş

denizaşırı gemilerde

ve kürek çektirirlermiş lombarlarda

birbirine zincirlenmiş

zenci atalarıma

 

Köylerimizden toplayıp götürürlermiş

sağlam güçlü erkekleri

hizmetçi

uşak

bulaşıkçı

işçi yani

yani hepsinin ortak adı

halkalı köle

 

 

Yepyeni bir kıta

yeniden kurulur

çalışan üreten ellerimizle

binalar yükseltmiş

fabrikalar uçaklar üretmişiz

aydınlık türkülerimizle

tenimizin karasına inat

 

Ama yerimiz olmamış

ne sokakta

ne otobüste

ne de bizi

savunduğunu söyleyen

sahte mecliste

 

Şimdi hâlâ

bir türkü söylüyorum

atalarımın dilinden

ben türkü söylerken

biri gelip

fısıldıyor kulağıma

“Türkü onmaz bir yara

Onlar beyaz biz kara

Sen onlardan üstünsün

Sevgiyle git insanlara”

 

Bir daha

yüzümü yıkamadım

kirli nehirlerde

anladım ki gerçek karanlık

onların içinde

yüreklerindeki kirlerde