Bugün, bu zamanda, bu çağda, bu gelişmişlik ve uygarlık içerisinde daha ileriyi, daha güzeli, daha mükemmeli değil de Osmanlı’yı düşlemek, Osmanlı’ya özlem duymak “kültürel patolojik bir vakadır.” Gerçeği, doğruyu görmek bilmek için öğrenmek, öğrendiklerini söylemek bir erdem, bir ahlak, bir namus sorunudur. Gerçekle yüzleşmek bilmeyen, öğrenmeyen insan için çok zordur. Gerçek sindirilemeyen, sindirilmesi çok güç olan beyinsel bir gıdadır. Anlamak gerek. Örneğin, hırsız, vurguncu, soyguncu olduğunu bile bile görmezden gelmek, hatta “çalıyor ama yapıyor da” demek beyinsel bir sorundur ve bunu siz, değerli okurlarıma bırakıyorum. Yeniden ve tekrar tekrar, “gerçekler neden görülmüyor, gerçeklerle neden yüzleşilmiyor” sorusuna bu anlatılarla yanıt aramanızı diliyorum.

Akıl var, bilgi, bilim var, teknoloji, sanayi var… Pek çok yokluğun, kıtlığın, çaresizliğin üstesinden gelindi… Buluşlar var. Bir yığın hastalığın tedavisi yapıldı, pek çoğuna da çare aranıyor. Tıpkı salgına çözümü bilim insanlarının araması gibi. Açlık hala sorun olsa bile, büyük ölçüde giderildi… Gelişmişlik, ilerlemişlik, kalkınmışlık var. Fabrikalar, tezgahlar, atölyeler harıl harıl çalışıyor. Diğer sorunlar da çözülecek. Dişliler, çarklar durmadan dönüyor, laboratuarlar bilimsel aklı, bilimsel düşünceyi gerçek hayata geçirmeye uğraşıyor. İnsanların, ülkelerin dertleri, sıkıntıları, ihtiyaçları gideriliyor. Her türlü basın-yayın-medya kuruluşları, okullar, üniversiteler, kütüphaneler kara cehaleti, “körlüğü, sağırlığı” yenmek, bilginin, düşüncenin yaygınlaşmasını sağlamak için uğraşıyor. Bilim insanları dağların zirvelerinden, okyanusların en derin çukurlarına ve uzayın sonsuz bilinmezliğine, gizlerine ulaşmak ve çözmek için gecelerini gündüzlerine katıyorlar.

Aklı, bilimi egemen kılarak sanayi devrimini gerçekleştiren ülkelerin yanında, akla, bilime, teknolojiye, sanayiye sırtını dönen, siyasetleri dışı değişik, farklı düşüncelere “şeytanın fısıltıları” diyen ve yaşama hakkı tanımayan, ülkesine demir ve şose yolları yapmayan, fabrikalar kurmayan, hastalıklarla mücadele için doktor, hemşire yetiştirmeyen, okul açıp halkının eğitimsizliği, açlığı-tokluğu ile ilgilenmeyen, halkını cehalete mahkum eden, yeniliklere, gelişmelere ülkenin sınırlarını kapayan, sorunları yasaklarla çözmekte(!) direnen, aydınlarını zindana, sürgüne, ya da boğarak ölüme mahkum eden, topraklarını koruyamayan bir Osmanlı’nın peşine gitmek ve özlemini duymak sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bu sorun sosyologlar ve toplum pisikologlarınca mutlaka çözülmelidir.

Bugün dünyayı, evreni, yüz binlerce yıllık gelişmeleri ve değişmeleri elindeki telefona ve bilgisayara sığdıran ve gittiği her yere götüren, uçakla, otomobille, gemiyle, yıllara mal olan “keşif yollarını” saat ve gün olarak yaşayan, ayağının dibindeki okullarda eğitimini, öğretimini gören insanın, ihtiyaçları karşılanmayan halkından, surlarla uzaklaşan, saraylarda yaşayan bir “sülaleye” özlem duyması akıl karı değildir.

Savaşlarda yaralanan, hasta bakıcısı, hemşiresi olmadığı için, bakımsızlıktan ve ne yapacağını bilememekten ölen, koca karı ilaçlarından ve cehaletten binlerce insanını yitiren bir devlete özlem duymak... hastalıklı bir haldir. İngiltere, Kırım Savaşında yaralanan askerlerinin tedavisi için İstanbul’a gönderdiği Fılorans Naytınkel başkanlığındaki hemşire gurubudan tam elli beş yıl sonra, Balkan Bozgununda “hemşire okulu” açan bir sülaleye “onlar gibi olmak özlemi” duyulması düşünsel bir özürlülüktür.

Ölüyle yaşamak isteği ve geçmişe takılmak arzusu zamanın gerisinde olmaktır. Bu insanlarda derin bir anlama ve algılama sorunu var demektir. Zamanı yaşamamak, geçmişi “güzel” görmek ve orada kalmak, dünden bugüne çıkamamak demektir. Çağın sunduğu olanakları eğitimi, tedaviyi, ilacı, çamaşır, bulaşık makinesini, buzdolabını, otomobili, uçağı, telefonu, bilgisayarı kullanmak ama getirdiği yaşam tarzını benimsemek ve düşünceleri reddetmek, yadsımak, zamanın dışında kalmak demektir. Doktoru, ilacı, hastaneyi, tedaviyi almak, koca karı yöntemlerine ve ilaçlarına övgüler düzmek nankörlüktür. Okulları, bilimi, teknolojiyi, gelişmeyi, ilerlemeyi, aklı görmezden gelmek, bilerek ya da bilmeyerek cehaleti tercih etmek, çağdaş olmamak için direnmek, geleceğe dair hiçbir öngörüde bulunmamak demektir.

Bu işte bir sakatlık var, dilerim doğru algılanır, anlaşılır ve çözülür.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…