Tüm Karadeniz kıyıları doldurularak yükseltildiği gibi Beşikdüzü kıyıları da doldurulup yükseltildi. Üzerinden yol denen yapıyı geçirdiler. “İyi iş yaptık” diye halkı inandırdılar. Siyasiler kazandı, müteahhitler kazandı; ama Beşikdüzü halkı kaybetti. Yollar Beşikdüzü’nü gölede çevirdi. Her yağmur, her sel Beşikdüzü esnafına felaket getirdi.

Yola ihtiyacımız yok muydu? Hem de korkunç derecede. Ama kimseye anlatamadık. Ne derelerden gelen sular denizle buluşabiliyor      , ne de dağ ve deniz meltemi birbirine kavuşuyor. Yola can kadar, kan kadar ihtiyacımız var. Ama suya inat yapılan yola değil… Yolu yaptılar, bari suyu denizle kavuştursaydılar, yapılmadı; Beşikdüzü gölede döndü. 21.yyılda hala altyapısı yok. Hiçbir yatırım “Beşikdüzü’nün yüzyıllık yağmur ortalamasına göre” düzenlenmedi. 

Kent merkezinde suyun seviyesi 90(doksan )cm oldu. Yani, yol merkezden 90 cm yüksekte yapıldı. Tüm dükkanlar, marketler, mağazalar, satış yerleri, manavlar 90 cm’ye kadar suya gömüldü. Bodrumlardan söz etmeye gerek yok sanırım. Caddeler, ara sokaklar lığla doldu. Kent baştan sona kadar çamur deryasına döndü. Makineler her sokakta gerilla savaşı veriyor.

Kentin dört-beş yerinden yapılacak kalın ızgaralı “behrenklerle” yağmur ve sel sularını denize ulaştırmak mümkün. Ama yıllardır bu basit çözümü Beşikdüzü’ne çok görerek bu işkenceyi, bu azabı halka yaşatıyorlar. 1967’de yapılan yoldan sonra, ikili(duble)yol da işin tuzu biberi oldu, Beşikdüzü’nün başına her yağmur ve sel kabus olarak çöktü. 67’ye kadar sular denizle buluşuyordu ve bu sorunların hiçbiri yaşanmıyordu.

Şimdi yollar suların denize akışını engelledi ve Beşikdüzü’nü gölede çevirdi. Yetersiz, ilkel, çoğu yerde çökmüş kanalizasyon boruları görev yapmıyor. Ramazan bayramı sonrası yine bu sütunlarda Sayın Gümrükçüoğlu’na mektup yazmış, çözüm aramıştık. Ama sesimize kulak veren çıkmamıştı. Felaket Beşikdüzü’nü vurduğunda sağ olsunlar, makinelerini gönderdiler, Sayın Soylu ve Sayın Vali ve Sayın Canikli ile geldiler, derdimizi dinlediler. Can kayıplarımızla, tüm acımızı ülkeyle, dünyayla paylaştılar. Zamanla acılar, felaketler unutulur, ama altyapı sorunu, çözülmeden unutulmaz. Felaketleri unuttuğumuz için altyapıyı değil, pilajı yaptık. Oysa Beşikdüzü’nün bu sorununu bilmeyen belediye başkanı, vali, içişleri bakanı, hükümet var mıdır?                                                 

Bu satırların yazıldığı sırada(aradan dört gün geçmesine karşın)kent merkezi çamurlu sulardan arındırılamadı. Rögarlar açılıp akıtılamıyor, vidanjör ve kapaklı kepçeler yeterli iş göremiyor. Esnaf dükkanlarına, mağaza ve işyerlerine giremiyor. Ara sokaklar diz boyu çamur.      Şehirde halk, ancak çizme ile dolaşılıp kimi açık fırın ve dükkanlardan ihtiyaçlarını giderebiliyor. Şadırvanlı meydan gölet özelliğini hala sürdürüyor, bodrumların suyu boşaltılamadı. Fırınlar, ayakkabıcılar, hazır giyimciler, bakkal, nalburiye ve diğer mağazalar büyük ölçüde zarar gördü. Beşikdüzü esnafı tam anlamıyla S.O.S veriyor.

Yaşanılanlar kulların yanlışlığı ve yanlış yol politikaların bir sonucudur. Eğer yol en çukur kent merkezinden 90 cm. yüksek yapılmasaydı, eğer Beşikdüzü’nün altyapısı tamamlanmış olsaydı, eğer b…lu dereler daracık bir biçimde ıslah edilmeseydi, içleri temizlenseydi, eğer yıllara göre yağan yağmurun ortalaması hesap edilseydi… yeterli derin ve geniş behrenkler açılsaydı bu boyutta bir felaket yaşanmayacak, belki de çok az bir hasarla fırtına atlatılacaktı. Bu olanlar Allah’tan değil, etkili ve yetkililerin alıp uyguladıkları yanlış, bilimdışı kararlardandı.

Yıllardır Beşikdüzü’nde belediyeler hep toprağın üstüne yatırım yaptılar, toprağın altıyla ilgilenmediler. Görüneni kanıtlayıp oy toplamak kolaydı. Görünmeyeni anlatmak zordu. Görünmeyene kimse oy vermezdi. Yapılan işlerde Beşikdüzü düşünülmedi. Hep siyasi ikballer düşünüldü.

Her toplumun bir sürü sorunu vardır. İlkin öncelikli olanların çözümlenmesi gerekir.        

Kalkınmış toplumunun da bir sürü tanımı vardır. Ben yalnız birini alacağım buraya: “Önemli

ve öncelikli sorunlarını çözen topluma kalkınmış toplum denir.”     

Sayın İçişleri   Bakanı, Sayın Canikli, Sayın Vali ve Sayın Gümrükçüoğlu, umarım “Beşikdüzü’nün hali pür melalini” görür de öncelikli     sorunlarını ivedilikle çözerler. Yoksa çözümsüzlük, Büyük Şehir olmanın iflasıdır.

 

NOT: Heyelan sonucu yaşamını yitiren Sayın Dürdane Dübüş’e, Sayın Gülten Angın’a, Sayın Fatih Oğuzhan’a Tanrı’dan rahmet, ailelerine sabır ve baş sağlığı diliyor; heyelan sonucu zarar gören tüm insanlara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.