Çocuklar, susuzluk nedir bilmiyorlar.

Hiç susuz kalmamışlar.

Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha ‘’susadım’’ demeden ağzına suyu dayıyoruz.

Çocuklar hiç üşümüyorlar.

Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz.

Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.

Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir diye bilmiyorlar.

Yorgunluk nedir diye bilmiyor çocuklar.

İki adımlık mesafeye bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.

Birazcık parkta koşsalar hasta olacaklar diye engel oluyoruz.

Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine koyuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

Onlar bir yanığın veya bir bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.

Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne de ocak yaktırıyoruz.

Çocuklar hissetmiyor yaşamı…

Açlığı bilmediği için açlara acımıyor.

Üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.

Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyorlar.

Savaşları, kurşunlanan insanları umursamıyorlar.

Acımıyorlar…

Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın…

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.

Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.

Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.

Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.

Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.

Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…