İzmir’in Ödemiş ilçesinde bir lisenin okul müdürü iki öğrencisi tarafından öldürülüyor. Olayın araştırılması için bir maarif müfettişi görevlendiriliyor.

Müfettiş öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne babaların okuyup ibret alması, kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.

Raporda Türk gençliğinin içinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve duygusuz bir nesil tehlikesine işaret ediyor.

İşte günümüz gençliğinin son durumunu değerlendiren o rapor…

Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar.

Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç sızlamıyor.

Hayatlarının merkezindeki tek şey eğlenmek.

Eğlenmedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Kendilerine yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller.

Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.

Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini sanıyorlar.

Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.

Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

20 yıl sonra bu nesil nasıl ana baba olacak?

Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

Evlerini nasıl idare edecek?

Ülkeyi nasıl yönetecek?

Vatanı nasıl savunup can verecek?

Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

Altın kafeste çocuklar yetiştiriyoruz artık.

Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.

Çocuklar hayattan bihaber.

Açlık nedir bilmiyorlar.

Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında; acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.