tonyahaber @ hotmail.com

2 Mayıs 2017, Türkiye tarihinde bir ilk...

Kâğıt üzerinde tarafsız olan Cumhurbaşkanı, AKP’ye kayıt oldu, siyasi parti kimliğine yeniden(!) kavuştu.

Herkesin Cumhurbaşkanı, artık partili.

Demek ki, partisinin Cumhurbaşkanı…

Sandığa giren “hayır” oylarının, YSK tarafından şapkadan kuş çıkarır gibi “evet”e çevrilmesi ilk meyvesini verdi.

Tarihe not düşülecek bir gün de 21 Mayıs olacak.

AKP’nin olağanüstü kongresinde RTE, ikinci şapkasını/genel başkanlık şapkasını da giyecek…

Öğleye kadar AKP Genel Başkanı, öğleden sonra Cumhurbaşkanı…

“Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor!...” demişti Bülent Arınç…

Gelelim YSK’ye... YSK, ne yaptı 16 Nisan akşamı?

Tam kanunsuzluk mu, tam hukuksuzluk mu, yoksa tam rezillik mi?...

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da talihsiz bir değerlendirme yaptı o gece...

Ve Genel Merkez’deki konuşmasının ardından evine gitti. Oysa gitmesi gereken yer, YSK’nin önüydü. Milyonlar arkasında olacaktı...

Hukuk mücadelesi dendi, toplumun gazı alındı. YSK’nin hukuksuz, yasal olmayan kararı perçinleşti.

Genel Merkez, aylardır, oyu veren değil, sayan önemlidir; oyunuza sahip çıkın, ıslak imzalı tutanakları örgüte teslim edin diye uyarıyordu.

Biz oyumuzu verdik, sayımda bulunduk, ıslak imzalı tutanakları örgüte teslim ettik, oyumuz Ankara’ya gönderildi.

Ankara’da oyumuzun rengi değiştirildi, oyumuza sahip çıkılmadı.

Gelecek seçimlerde de oyumuz çalınacak mı?

Oyların çalınmaması için hangi önlemler alınacak?

Yurttaş bunları bilmek istiyor.

Bir de şunu bilmek istiyor yurttaş:

Erken ya da zamanında bir seçimde nasıl hareket edilecek...

Hayır cephesinin % 49’luk oyu, CHP’nin oyu değildir. Adı üstünde bu oylar muhalif bir duruşun, parlamenter sistemden yana olanların, tek adam sistemini istemeyenlerin oylarıdır.

Bu oyları bir arada tutmak, yapılacak ilk genel seçimde sayılarını artırarak ipi göğüslemek siyasetin görevidir.

Siyaset ne yapmalı?

Hayır cephesindeki en güçlü örgütlenme, elbette CHP’dir.

Görev de büyük ölçüde CHP’ye düşüyor.

Desteklenecek cumhurbaşkanı adayının kim olacağı önemlidir.

Yeni bir “Ekmeleddin Vakası” yaşamamak için şimdiden önlem alınmalıdır.

İki ayda, üç ayda bir kamuoyu yoklamaları yapılarak, yurttaşın kimi cumhurbaşkanı görmek istediğini belirlemek zor değildir.

İlk yoklamaların ucu açık sorularla, daha sonra  öne çıkan adlarla yürütülmesi, süreç başlayınca da kamuoyunun en çok benimsediği iki ya da üç kişi üzerinde değerlendirme yapılarak aday belirlenmelidir.

Aday, partinin değil halkın adayı olmalıdır.

Bir gurup milletvekilinin göstereceği aday, partinin değil muhalif cephenin adayı konumunda seçime girmelidir. Büyüklü küçüklü siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri de böyle bir adayı destekleyeceğini açıklamalıdır.

Önemli bir soru da şu:

Hayır cephesi, belirlenecek adayı neden destekleyecek?

Bu sorunun yanıtı zor değil…

Güçlü bir parlamenter demokratik sistem kuracağını vaat etmeyen adaya neden oy verelim?

Biz, “Bu kadar yetki bir kişiye verilmez.” diyerek HAYIR oyu kullanmadık mı?

Bize, demokrasi, insan hakları, bağımsız hukuk, kuvvetler ayrılığı sözü vermeyenin yanında durmamız için hiçbir neden yok.

Ayrıca başkan adayı, kimleri yardımcı alacağını da önceden belirtmelidir.

Bu vaatlerle yola çıkan güvenilir bir adaya, evet cephesinden de destek geleceği muhakkaktır.

Platon diyor ki:

‘’Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar başa geçebilirler.

Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.’’