inankalyoncu061 @ hotmail.com

Sislerin ardındaki dünyadır yaylalarımız…

Hırçın bir delikanlı, cilveli bir kızdır yaylalarımız…

Bazen fırtınalı, bazen de nazlıdır…

Mütevazı olduğu kadar da, cömerttir yaylalarımız…

Bahar geldiğinde, karların altından gün ışığına çıkmak için mücadele eden yayla çiçeklerinin kokusu sarar dağları.

Taş patika yolları, taptaze çayır kokan obaları, buz gibi akan suları ile bir başkadır yaylalarımız.

Sabahları, günün ilk ışıkları yavaş yavaş yayla evinin çatısındaki deliklerden içeri süzülürken, ahırda bağıran ineğin sesiyle ve folda öten horozun sesi ile uyanmayanlar bilmezler yaylacılığı…

Haçkalı, aksakallı dedelerin, Siliksalı, elma yanaklı çocukların ve dağlara olan sevdasını yüreğinin örsünde yaşatan Tonyalı ninelerin mekânıdır yaylalar.

Karadeniz’de, gurbetten sılaya göç etme nedenidir yaylalar.

Yayladaki evime bir yan odası daha yapayım bahanesi ile kolu kırık gurbete para kazanmaya gitme nedenidir yaylalar.

Gurbetçinin burnunda buram buram tüten, yazın birkaç haftalığa da olsa tatile gelen annelerin, babaların çocuklarına anlatmaya doyamadığı yerdir yaylalarımız.

Derelerinde balık avlanılan, yaylımlarında inek otlatılan, soğuk göze sularından kana kana su içilen yaylalarımız Karadeniz kültürünün vazgeçilmezidir.

Son yıllarda her ne kadar plansız programsız yapılan betonarme inşaatlar gelecek için yaylaları tehdit etse de şimdilik doğanın üstünlüğü her haliyle ortada.

Yaylacılık kültürü ile yoğrulan insanlar, zaman içerisinde yayla evlerini bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yaşam biçimlerine göre şekillendirse de, yetkililerin belediyelerde kuracağı bir daire başkanlığıyla bu işin önüne geçeceğini düşünüyorum.

Son günlerde yaylalarda yapılan evlerin “kaçak yapılaşma” nedeniyle, yıkılmasına tepki gösterenlerin sayısının arttığını söyleyebiliriz…

Sen yaylaya, bir taraftan asfalt, bir taraftan beton yol yapacaksın…

Sen yaylaya, elektrik getireceksin…

Sen yaylaya cami yapacaksın…

Sonra da yaylada yapılan evleri yıkacaksın…

Peki, bu yaylalara getirdiğin hizmetlerden kim yararlanacak…

Yok, efendim yaylalarda yapılan yapılar doğayı bozuyormuş?

Doğrudur, yaylalarda abartılı yapılan betonarme binalar doğal dokuyu bozuyor…

Ama bu ülkede sadece yaylalarda yapılan yapılar mı doğayı bozdu?

Hasankeyf’i, Akkuyu’yu, Sinop’u, Amasra’yı, Kaz Dağları’nı, Loç Vadisi’ni, Dipsiz Göl’ü kim bozdu, bozulmasına kim izin verdi?

Çok uzağa gitmemize gerek yok…

Sürmene’de Çamburnu’nu, Trabzon’da Boztepe’yi, Çaykara’da Uzungöl’ü, Tonya’da Erikbeli’ni, kim bozdu?...

Yaylalarımızın çimenlerini “yeşil yol” adıyla kim parçaladı?…

Derelerimize HES’leri kim soktu?…

Bir deniz şehri olan Trabzon’u sahil yolu yaparak Karadeniz’den kim kopardı?...

Sahi kim yaptı bunları?

Rahat bırakalım yaylacılarımızı…

Bir lokma ekmeğini, bir yudum ayranını, bir parça çökeleğini paylaşmaya hazır olan bu insanlarımızın ahını almayalım…

Kadimden beri kullandığı bu topraklarda, evine bir yan odası daha katabilmek için, ellerinin çatlakları ile, yağ satıp çimento alan fakir fukaranın, huzurunu bozmayalım…

Uykularını kaçırmayalım…

Bu halka karşı siyaset yapılmaz…

Hep beraber, başka bir çare başka bir çözüm bulalım…