tonyahaber @ hotmail.com

Hamit Kalyoncu, “Kelebek ömürlü şair Muzaffer Tayyip Uslu” yu yazdı.

Sesim Kömür Karası, Kömürde Açan Çiçek ve Kömür Kokan Şiirler’den sonra yeni çalışması ile çıktı okuyucunun karşısına.

Telgrafhane Yayınları arasında çıkan “Yaşamak Güzeldi” adlı kitabı birkaç aydır sabırsızlıkla bekliyordum. Eylül 2017’de yayımlanan kitabın imza günü Zonguldak’ta yapılmıştı. Uzaktaydım, ama yüreğim oradaydı, yakından izliyordum gelişmeleri.

Hamit Ağabeyin, 30 Eylül günü adıma imzaladığı kitap, 61 gün sonra 30 Kasım günü elime geçti.

Yeni bir kitap elime geçince, önce kapağını inceler, sonra sayfalarını karıştırırım. Yayımlayanı, emeği geçenleri, adresini… incelerim. Sayfa düzenine, sayfalarda kaç satır olduğuna varıncaya kadar bakarım. Önce kitapla hemhâl olurum desem yeridir.

Yaşamak Güzeldi için de değişmedi bu…

“Kelebek ömürlü şair” Muzaffer Tayyip Uslu için hazırlanan yoğun emek ürünü bir çalışma elimdeki.

Zonguldak’ta yetişen, çok genç yaşta dönemin vebası vereme yenik düşen üç şairden biriydi Muzaffer Tayyip Uslu. 24 yaşında veda etmişti çok sevdiği yaşama. Devrekli şair Rüştü Onur ile Kemal Uluser’in yazgıları da aynıydı. Onlar da vereme direnemeyenlerdendi.

“Bizi şair yaptı Zonguldak.” diyen Muzaffer Tayyip’i anlatırken arkadaşlarını da gölgede bırakmıyor Kalyoncu. Zaten ne yaşam ayırmış onları ne de ölüm!... Ardı ardına veda etmişlerdi çok sevdikleri dünyaya.

Şiirimizdeki “Garip” akımının Zonguldak temsilcileri dense yeridir Uslu ve Onur için. Kısacık ömürlerine sığdırdıkları kısacık şiirlerle unutulmaz olmayı başardı ikisi de.

Yılmaz Erdoğan’ın Kelebeğin Rüyası filmi, Zonguldak’ın unutulmazları olan bu üçlüyü perdeye aktarmıştı. Buruklukla, yürek kanamasıyla izlemiştim Kelebeğin Rüyası’nı.

Zonguldak’la ilgili başka kitapların da kahramanlarıydı Uslu ve Onur.

Emekli Edebiyat Öğretmeni, şair, yazar Hamit Kalyoncu’nun incelemesi, Zonguldak’ın üçlüsünü titiz bir çalışmayla tanıtıyor okuyucuya. Öyle kısa süreli bir emek ürünü değil Yaşamak Güzeldi kitabı.

Kalyoncu, Muzaffer Tayyip için ne yazılmış, ne söylenmiş ise toplamış, biriktirmiş, halen yaşayan aile bireylerine ulaşmış, edebiyat dergilerini, dönemin gazetelerini taramış, sonra da kendine özgü akıcı anlatımıyla, yer yer yorumlarını da katarak kitaplaştırmış çalışmasını.

Kitabı okurken Zonguldak’ın 1940’lı yıllarını, İkinci Dünya Savaşının yarattığı sıkıntıları da yaşatıyor size yazar. O zor koşullarda, edebiyat, sanat tutkusundan kopmayanlar/kopamayanlar gelip geçiyor önünüzden birer birer.

Edebiyatın, sanatın, dergilerin, gazetelerin başkenti İstanbul’dan Zonguldak’a bir köprü kuruluyor. Köprünün kurucuları da Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur…

Yazışmalar, tartışmalar, mektuplaşmalar sürüp gidiyor.

Behçet Necatigil, Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Cahit Irgat, Salah Birsel, Oktay Akbal, Necati Cumalı, Cahit Külebi, Turgut Uyar, Ataol Behramoğlu, Fikret Bila, İrfan Yalçın, Resai Eriş… bunlardan sadece birkaçı. Onca şair, yazar ve gazetecinin Uslu ve Onur için yazdıklarını buluyorsunuz kitapta. Sanki edebiyat tarihinden notlar!...

Zonguldak’ın edebiyatına, sanatına katkı sağlayanları da yer yer tanıyorsunuz. Bir taşra kentinde üretmek için çırpınan, üretenlere destek veren insanlar bunlar.

Pek çok yerde rastlanmayan bir kadirbilirliğe de tanık oluyorsunuz. Bu kadirbilirliğin güzel örneklerinden biri Devrek’te yaşanıyor. Devrekli şair Rüştü Onur’u unutmamak/unutturmamak için adının bir sokağa verildiğini öğreniyorsunuz. Edebiyata, sanata, şiire katkı sunanlara, onların unutulmaması için çaba gösterenlere, emek verenlere saygı duymaktan başka ne gelir elimizden!...

Son sözü, Muzaffer Tayyip söylesin:

 

KAN

 

Önce öksürüverdim

Öksürüverdim hafiften,

Derken ağzımdan kan geldi

Bir ikindiüstü durup dururken

 

Meseleyi o saat anladım

Anladım ama iş işten geçmiş ola

Şöyle bir etrafıma baktım,

Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

 

Mesela gökyüzü

Maviydi alabildiğine

İnsanlar dalıp gitmişti

Kendi âlemine