Son haftalarda birdenbire ölümcül salgın hastalık ve ölüm korkusunu kapımızda gördük. Bu durum toplumuzda değişik algılamalara ve davranışlara yol açtı. Salgının ülkemizde açtığı tahribatın dışında, dünya ülkelerinde nasıl büyük can kayıplarına yol açtığını üzülerek, ürkerek, korkarak izlemeğe çalışıyoruz. Covid-19 diye adlandırılan bu salgının daha büyük can kayıplarına yol açacağı düşüncesi de aklımızı tırmalıyor.

En kolay haber alma araçlarımız televizyonlarda yapılan tartışmalar ise bilgilenmenin dışında kimi zaman ürkütücü oluyor. Sağlık Bakanı işin başından itibaren düzenli bilgi aktarımı, alınacak önlemler konusunda toplumu uyarmağa çalışıyor. En sonunda salgını önleme önlemlerinden olarak 65 yaş ve üstüne sokağa çıkma yasağı getirildi.

*****

TV ekranlarından ülkemiz insanının hâli pür melâlini izliyoruz.Şaşılacak şey..İnsanlarımız anlaşıldığı kadar alınan önlemleri sanki “piknik, gezinti, ailece veya komşularla birlikte eğlenme, muhabbet sebebi” gibi algılıyor.

Neden bu rahatlık.. “Bize bir şey olmaz, Allah bizi korur”, algısı.. İnsanın içinde böyle güçlü bir duygunun olması aslında iyi bir şey. İnsana moral ve güç verir. Ancak bu virüs hiçbir güç tanımıyor. Ne makam ne mevki, ne amir ne memur yakaladı mı indiriyor aşağı. Tarihte yaşanmış, geçirilmiş salgınlara bir bakmak yeterli..Dünya, milyonlarca insanını bu tür önü alınamıyan salgın hastalıklarda yitirdi. O nedenle uyarılara kulak asmamak, uymamak ölüm tehlikesini kapına getiriyor. Bu tehlike sadece uymayan için değil, yakınları, birlikte yaşadığı insanlar için de geçerli.. Yani insan sadece kendinden değil, birlikte yaşadığı toplumdan da sorumlu olmalıdır. Bu bilinci taşımamız gerekli..

Devlet ve bilim adamları durmadan uyarıyor: Coronavirüs salgınına karşı vatandaşlarımız mecbur kalmadıkça sokağa çıkmasınlar,  genel temizlik, ayrıca tarif edilen hijyen kurallarına uysunlar, kucaklaşma, öpüşme, tokalaşma gibi yakın temaslardan  uzak dursunlar  ve devletimizin almış olduğu ve alınması gereken önlemlere mutlak surette uysunlar. Unutmayalım temizlik, coronavirüsün en büyük düşmanıdır ve aldığımız tedbirlerden daha güçlü değildir.

*****

Çağdaş toplum düzenlidir, disiplinlidir, eğitimlidir. Sözün burasında rahmetli Yusuf Çebi’den bir fıkramsı ders anlatmak isterim. Bir gün Zonguldak CHP’de bir aradayız, konuşmaktayız. Yusuf Ağabey birden bana döndü, anlatmağa başladı. Aslında “kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle!” meselinden yola çıkarak oradakilere laf çakıyor, ders veriyordu.

Bu yaz gittim memlekete, indim kahveye. Baktım bizim Kemal astı kasketi, oturuyor. Hoş beşten sonra dedim ona ki, “Ula Kemal, ha bu Hollanda’ya versek bizim adamlardan bir tane, o da versin bize bir Hollandalı. Kemal astı gagaslarını, “Vermez emica!..” dedi. Dedim ona ki, “Ula verdik iki adam, o da bize versin bir adam”. Kemal, “Olmaz emica!” dedi. “Ula bizde adam mı yok, verdik onlara 5 adam, onlar da versin bize bir adam!”. Kemal, döndü bana dedi ki: “Ula emica! Hollanda ne yapsın ha bu çahil, işsuz güçsuz hırlı-hırsuz adamlari. Onlar okumiş, eğitimli adamlar, her kişi kendi işini eyi biliyor. Onun için adam kıymetlidur, vermez!.”

Yusuf Ağabey, her zamanki gibi, hem taşı gediğine oturtuyor hem de eğitimin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyordu..

*****

Ben zorunlu olarak evdeyim zaten. Zira geçen yıl aldığım radyo terapi ve aynı sürede kemo terapi bağışıklık sistemini epey zaafa uğrattı. O nedenle soğuk havalarda çıkmıyorum. Zira hemen nezle, grip kapıda bekliyor. Öksür, taksır imanım gevriyor. Şimdi de bu korona virüs belasından saklanıyorum. Yapılan açıklamalara göre çok dikkatli olmamız gerekiyormuş. Biz de elden geldiğince uyarılara uymağa çalışıyoruz.

Evde oturmaktayken çeşitli Tv kanallarını da ziyaret  ediyorum. Dinci kanalları da ihmal etmiyorum elbette. Hele bir genç adam var, durmadan takke değiştiriyor. Adam telefonla “üç harfliler”in verdiği tahribatı şıp diye kesiyor. Eğer, doğru ise  herkese açık telefon konuşmalarından anladığımız bu. Tele-tedavi yani. Bunlara nasıl izin veriliyor, anlayabilmiş değilim.

Bu salgın hastalığın “geliyorum” dediği günlerde bir başka kanalda sarıklı-sakallı-cübbeli olduğuna göre bir imamın çözüm-tedavi önerisi: “Sultanahmet Camisi’nde topluca bir kere secdeye varalım, tamamdır, bütün mikroplar gider” demişti de şaşırıp kalmıştım. Dikkat edelim, bu insanlar kendilerine inanan insanları yönlendiriyor. Yani “her türlü bela, bilimsel düşünüşle değil, din-imanla giderilir” anlayışını temsil ediyorlar. Ama öyle olmadığını hayat bize gösteriyor..

*****

18 Mart Çanakkale Zaferi günü de bir kanalda görüntülerle savaş anlatılıyor. 57.Alay’ın tümden şehit olduğunu da söylüyor. Ama Çanakkale kara savaşlarını yöneten, bütün dünyanın bildiği, tanıdığı, bu savaşlar sonunda Osmanlı Sarayı tarafından “generallik rütbesi” ile ödüllendirilen Mustafa Kemal’in adını söylemiyor, yok sayıyor.

Şimdi bu kafalar da Tv ekranlarında tarih anlatıyorlar. Milli Eğitim, Milli Savunma gibi bakanlıkların gözleri, kulakları önünde..

*****

Herkesçe kabul görmüştür ki yaşadığımız dünyada “çağdaş demokratik bir toplum” olmanın yolu, bu amaca uygun eğitim programıyla yeni kuşakları yetiştirmekten geçmektedir.  Batı dünyası bu nedenle yurttaşlık eğitimine büyük önem vermektedir. Bu eğitim, bireylerde   Yurttaşlık bilincinin oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu bilincin temeli ise, yurttaşlık, demokrasi, insan hakları bilgisine, toplumsal dayanışma anlayışına sahip olmaya dayanmaktadır.

Bir zamanlar liselere “Sağlık Bilgisi” dersinin konulduğunu hatırlıyorum. Bu derslerin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Bu salgın hastalık tehlikesiyle  ülkemizde çağdaş bilgilerle, labratuvarlarla donatılmış liseler, hayatın her alanında işimize yarıyan, yaşamımızı kolaylaştıran kurslar açılması gerekmektedir. İnsanlarımızın çağdaş yaşam koşullarına göre çeşitli konularda mutlaka eğitilmesi büyük önem taşımaktadır.