Manevi yönü güçlü olan bir toplumuz.

Merhametli ve yardımsever bir toplumuz.

Yardımlaşmayı, paylaşmayı ve dayanışmayı toplum olarak severiz.

İnsanlara iyilik yapmak, yardım etmek ne güzel şeydir toplum nazarında.

Onun içindir ki, atalarımız boşuna söylememişlerdir:”İyilik yap da denize at, balık bilmezse Halik bilir.” diye.

Yardım toplama denilince insanların birilerinden bir şeyler istemesi ilk akla gelir.

Dilencilik, bir yardım toplama faaliyeti değildir.

Esasında yardım toplamanın devlet kontrolünde bir kanunu vardır.

25.06.1983 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunundan bahsediyorum.

Çevremizde, etrafımızda gördüğümüz tüm yardım toplamaların bu kanun çerçevesinde yapılması gerekir.

Kanunun 3. maddesine göre toplanacak yardımda kamu yararı olması şartı vardır. Öyle her kafasına esen yardım toplayamaz.

Yardım toplamanın değişik şekilleri vardır ve izin ya da bildirim şartının yerine getirilmesiyle yardım toplanılabilinir ancak.

Kamu görevlilerinin yardım toplayabilmesi ilçelerde kaymakam, illerde ise vali iznine bağlıdır, aksi halde yasaktır, suçtur.

İzinsiz yardım toplayanlara idari para cezası verilir.

Yardım toplamada insanlar bazen kanunu suiistimal eder, yani izinsiz yardım toplar.

Yardım toplayanların bir kısmının da böyle bir kanunun olduğundan haberi bile yoktur.

Bir kısmının da haberi vardır, ancak izin almak işine gelmediği için izinsiz yardım toplar.

Kimisi, eline bir gazete kupürü alıp sakatım diyerek, yardım toplar.

Kimisi, küçük çocuğunu yanına alıp bu işe alet ederek yardım toplar.

Kimisi, bir doktor raporunu eline alarak hastayım deyip yardım toplar.

Kimisi, kocam beni terk etti der,

Kimisi, evde bir lokma yiyeceğim yok, çoluk çocuk aç der,

Kimisi, işsizim der,

Kimisi, başımı sokacak bir yerim yok der…

Hülasa, herkes bir bahaneyle yardım toplar toplumumuzda.

Bazen bu durum öyle bir hal alır ki, vatandaş da kime, nasıl yardım edeceğini şaşırır.

Bir vatandaş olarak, burada bize düşen en önemli görev, yapılan yardım toplama faaliyetinin yasal olup olmadığını araştırmamız olmalıdır.

Yoksa ‘enayi’ yerine konuluruz kendi paramızla hayır işi yapalım derken.

Merhum Kemal Sunal, bir filminde başlık parası biriktirip sevdiği kızı alabilmek için gurbete gider. Gurbette çalışarak, gerekli olan başlık parasını biriktirmeye çalışır. Bunun için boğazından kısar, doğru düzgün yemek bile yemez.

Bir gün çok acıkır, bir fırına ekmek almaya gider. Önce küçük bir somon ekmek ister, sonra vazgeçer yarısını ister, sonra ondan da vazgeçer ekmeğin çeyreğini ister. En sonunda fırıncıyla tartışır ve ekmeği almaktan vazgeçip bir parka gidip bankta aç aç otururken, yanına bir kadınla küçük bir kız çocuğu gelir.

Kadın, Kemal Sunal’a:

“Evladım, kızımın üç gündür ağzına bir lokma girmedi. Ben, önemli değil, ama yavrumun karnını doyuracak kadar bize yardım et!”der.

Çocuğun masum halini gören Kemal Sunal, bu duruma dayanamaz ve kadına başlık parası için biriktirdiği paradan bir miktar para verir.

Kadın da ona dua ederek, oradan uzaklaşır.

Az sonra Kemal Sunal da parktan ayrılır. Yan sokağa girer ki, bir de ne görsün, az önceki kadın ve kızı bir başkasından aynı sözleri söyleyerek para ister.

Kemal Sunal, bir yere gizlenerek, kadının adamdan para aldığını seyreder ve sonrasında kadının kızına şöyle dediğini duyar:

“Kızım, gördün mü, dünyada ne enayiler var.”

İşte, bu duruma düşmemek için birisine yardım yaparken ince eleyip sık dokumalıyız.

Peki, nasıl ama? Ne yapmalıyız?