İnsan kendini bilecek önce... Yani, ben neyim, ne yapmak istiyorum, ne yaptım diye sormalı kendine... Ama, bunu demek/diyebilmek öyle sıradan bir söylem/iş değil, elbet... 

        Böyle bir söylem için, öncelikle bilgi birikimi ister. Sağlam edinilmiş insan ilişkileri ve dünya görüşü de ayrıca...

        Yani, erdemli kişi olmak...

        Dikkat ettiniz mi, bilemiyorum. Benim gözlemlerime göre çok konuşan kimi insanlarda içlerine gizledikleri bir korkuyu örtebilmenin telaşı/heyecanı var gibi...

Devamlı konuşup kendini anlatabilmenin nedeni ne olabilir ki, başka?

        Hayır, öyle değil diyorsanız; peki, aynı şeyleri hergün söyler olmak ne anlama gelir o zaman?

        Psikolojik bir durum bu kuşkusuz. 

        Ruh sağlığı bozuk olmanın bir başka yansıması belki de...

        İnsanoğlu doğuştan gelen ruhsal bozukluklarına tanı/teşhis arar elbet.  

        Ama, sonradan benliğine sinen ve iç dünyasında kendine savaşlar yaptıran dengesizliklerini dışa vuramamasının nedenini açıklasa çevresindekilerin ondan uzaklaşacağını/kopacağının korkusu mudur onu böyle yapan? 

        Yalnız kalacağım!..

        İnsanın dünyaya yalnız geliş nedenin, çoğulculuğu kucaklamak için olduğunu  düşünebilir burada. Düşünebilir de, içgüdülerle kazanılan kimi kötü alışkanlıkları/ayıpları açıklama ayıbına katlanamaz böyleleri... Açıklayamayacağını, buna katlanamayacağını bildiği için de; yeniden kocaman bir yalnızlık dünyasında yaşamaya doğru adımlar atmış olur, o yöne doğru ilerler yaşadığı yalnızlığıyla... 

         Ve yalanlarıyla...

         Kısacası gerçek kimliğini inkar ede-ede...

         İçinde kocaman bir kuşku ve korku imparatorluğu oluşmuşken; çevresinde de yalnızlık oluşmaması için habire konuşup  yeni mesajlarla kendisi üzerinden yeni ilgi alanları yaratmanın telaşına düşer böyleleri...

         Kalabalıklar; kendisini yıkmak, yok etmek isteyen yalnızlık dürtüsüne merhem olur.

         İçine çöreklenen yalnızlığın merheminin çevresinde toplanan insanlar olduğunu en çok böyleleri bilir.

                                                    Xxx

        Derler ki; "ağaçların kurdu kendinden olur."

        İnsanın da kurdu, kendi iç dünyası...

        Birey olarak, kendi dünyamızın duruluğu/aydınlığı bir nebze dış dünyaya açık olsa bile; çoğul aydınlık için dünya insanlarının da aynı ortak görüş etrafında birleşmesi gerekiyor.

        İnsanlık, Habil ve Kabil'den gelen huzursuzluk ortamına düştü bir kere...

        Kültür/sanat ve eğitim alanlarından yolu geçmemiş toplumlar  bu huzursuzluğu sürekli yaşıyorlar.

                                                    Xxx

        Eskilerimiz, çok doğru şekilde "Göründüğün gibi ol..." demişler, ama dün de, bugün de  dünyamız, insanların bu "sahte/yalan görüntü" vermelerinden çekiyor.