Vatan gazetesi de veda etti biz okurlarına... Hiç bir gazetenin okurlarına veda hakkı olmamalı... Hele de VATAN gazetesinin okurlarına yaptığı "BU VATAN SİZE MİNNETTAR"dır  veda mesajı gibi... Bu veda hiç akılcı değil. Yakışmadı...

Böyle veda mı olur?

Minnettarlık duyan veda eder mi?

Kişi minnet duyduğu arkadaşını, yakınını bırakıp gider mi? Satar mı?

Dedim ya hiç yakışmadı bu veda...

Vatan gazetesini 1950'li yıllarda tanımıştım. Gazetenin kurucu sahibi, başyazarı Ahmet Emin Yalman'nın yönettiği dönemdi. O sıralar VATAN gazetesi, "Memleket İlavesi" eki veriyordu okurlarına. Başbakan Menderes Malatya'ya gelmişti. Yalman da buraya "Memleket İlavesi" için Malatya'da idi.

Menderes, Malatya konuşmasını yapmış, Ahmet Emin Yalman da bu konuşmayı VATAN'nın merkezi İstanbul'a telefonla yazdırmak için Postaneye gitmişti. (Nerede bugünün ileri iletişim koşulları) İşte o sırada Hüseyin Üzmez adında lise öğrencisi "Büyük Doğucu" bir genç Yalman'ı  tabancayla ağır yaralanmıştı.

Nedeni de; VATAN'ın güzellik yarışması düzenlemesi ve seçilen kızın; ABD'de yapılan dünya birinciliği yarışmasında öpülme fotoğrafının gazetede yayımlanmasıydı.

VATAN gazetesi, 1950'li yılların başlarında DP yanlısı yayınlarıyla dikkat çekmişti. Sonraları DP'nin yanlış politikalarını eleştiren bu gazete ; karşılığını bir ay kapatılma cezası olarak görmüştü. Ahmet Emin Yalman, Selami Akpınar, Naim Tirali gazetenin sahip ve sorumluları olarak hapse atılmışlardı.

27 Mayıs 1960 Darbesi öncesiydi. Naim Tirali ile birlikte vapurla O Bulancak'ta cezaevine girmek için; ben ise çalıştığım "Günlük SPOR" gazetesinden  izin alıp işlerim için  Trabzon'a dönüyorduk. Tirali, darbe öncesi Bulancak'ta hapse girdi. Ama af çıkınca Yalman, Akpınar ve Tirali hemen tahliye oldular. Tesadüf ya; Tirali ile yine birlikte vapurla İstanbul'a seyahat ettik.

Darbe sonrası VATAN gazetesi ortakları arasında huzursuzluk yaşandı. A.E. Yalman ayrılıp önce HÜR VATAN, daha sonra ise HAREKET adlı gazeteleri yayımladı. Ama okurlar bu iki gazeteye ilgi göstermedi ve bu iki gazete kapandı.

Yalman, koca Babıali'de yazacak gazete bulamadı.

Babıali anılarını "Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim" adlı üç cilt kitapta topladı ve 16 Aralık 1972'de bu dünyaya veda etti.

Yalman yaşama gazeteci olarak başladı, başka bir işe bulaşmadı, gazeteci olarak tamamladı.

 

VATAN gazetesi ilk kez. 26 Mart 1923 tarihinde, Cumhuriyet'in ilanından önce çıktı. Sonraki yıllarda hükümetler tarafından çeşitli nedenlerle kapatıldı, tekrar tekrar yayımlandı. Bu dönemlerde Yalman'ın gazetecilik anlayışı demokrasiden; ülkenin ve insanının kalkınmasından yana oldu.

 

Ülke ekonomisinin yaşadığı sıkıntılı bu dönemde bir gazetenin basımına son vermesini aklım almıyor. Daha önce HABER TÜRK gazetesi de aynı yolu seçmişti.

Gazetelerin sahiplerince ve de çeşitli nedenlerle mahkeme kararıyla kapanmalarını 

-nedense- hiç kabullenemiyorum.

Gazete sahibi gazetesini yayımlamaya başlarken öncelikle gazetesinin okurların ilgisiyle ayakta kalacağını inanır/güvenir. Okurlar, "Veli nimet" olur hep... Olur da, gazetesini ne olursa olsun kapatma yetkisini kendinde görmesi yanlıştır bana göre... Gazete mutlaka bir başkalarınca devam etmeli, okurlar satılmamalı... İhanete uğramamalı...

Bir de gazetelerin yargı kararıyla kapatılması var. Böyle kararları da kabullenemiyorum. 

Gazeteleri insanlar hazırlıyor/basıyor. Gazete ekibi, okurlara her gün bir haber sofrası kuruyor, beğenen oturup yiyor. Yemekler bozuk çıkarsa müşteriler oraya bir daha gelir mi?

Bozuk yemeğe ilgililer ceza yazar, lokanta sahibini cezalandırır. Lokanta kapatmak ilkel bir anlayış...

Gazeteler de öyle... Bir gazeteyi kapatmak, bir suçu, bir kabahati önleme yöntemi olmamalı... Suçu işleyen insan... Ceza ona yönelik olmalı... Hapse atılıp cezasını çekmeli... Gazeteye ceza yazmak da mantıklı değil. Bu yüzden basın tarihi 200 yıla yaklaşan bu ülkede yüzüncü yaşını yaşayan kaç gazete var? 

Gazete yayını süreklilik ister. Şimdilerde ne ettik de kapattık, deyip vahlandığımız Köy Enstitüleri'ndeki yanlış -o zamanlar yasak olan- komünist anlayışının bu kurumlarda birkaç kişi tarafından benimsenmesi ve onların cezalandırılması gerekirken bu eğitim kurumları hepten kapatılıp kapılarına kilit vuruldu.

VATAN yazılı basın kulvarından kopmamalıydı. Biz gazeteyi kağıt üzerinden -ki Türkiye'de hala geçerli- okuyan okurlar garip bırakılmamalıydı.