Başkan Yunus ve Hayri Beylerden sonra beşinci dönem, Muhammet Bey Belediye Başkanı seçildi. Tırabzon Büyük Şehir Belediye Başkanlığı kuruldu. Köyler MAHALLE oldu. Sorunlar her zaman olduğu gibi rölantide, oyalama ile uyutulup çözümlenerek bitirilmiyor. Siyasilerin ağzında sakız olan “organize sanayi” yaklaşık çeyrek yüzyıllık bir geçmişle Vakfıkebir’de, “ha bugün, ha yarın” denilerek sürüncemede bırakılıyor, ilk kazma vurularak yapımına bir türlü başlanamıyor. Organize sanayi sözü verildikten bu yana altı genel seçim yapıldı. “Gelen gideni aratır” derler. Gelenin de, gidenin de kumaşı aynı. Hiçbiri bir diğerini aratmıyor. Siyaset bildiğini okuyor: “Halk küçük sorunlarla oyalanıyor, büyük sorunlara bakılmıyor.”

“Yol ihalesi yapıldı, yapılıyor. Sanayi ihalesi verildi, veriliyor. İstimlak başladı, başlatılıyor. Organize Sanayi Vakfıkebir’i uçurdu, uçuruyor.” Çeyrek yüzyıldır ne söylentilerin ardı arkası kesildi, ne de halkı avutan, oyalayan, uyutan yalanlar son buldu.

“Vakfıkebir Rüyası” tıpkı Tırabzon’un Akyazı, Zağnospaşa, Tabakhane Vadisi ve Güney Yolu pırojesi gibi ömür törpüleyecek. Akyazı, Tabakhane ve Zagnospaşa yapımları başlatıldı. Güney Yolu Allah bilir ne zaman tamamlanır? Bir iki sesin dışında Tırabzon “ekonomisi ve nüfusu gerileyerek göç verir duruma” getirildi ve sekiz vekil altıya indirildi?” Siyasiler, basın-yayın, sivil toplum kuruluşları, kimi etkili ve yetkililer bu sorunu asla dillendirmiyorlar.

Baliya, sahilden beş-altı km. uzaklıkta, çevreyi yüksekten görme olanağı veren bir mera. Buraya küçük ölçekli fabrikalar kurulacak, işçiler arı gibi çalışacak, doğanın sessizliği makinalarla bozulacak, gürül gürül üretim yapılacak, yöre iktisaden kalkınacak, ilerleyecek, gelişecek…”Ekmek bollaşacak.” Ama insan yetiştirmek için neden bir fakülte yok? Beşikdüzü Köy Enstitüsü Büyük Liman’da yakılan bir ışıktı. Yobol Yoroz arasında Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü, hinterlandında Tonya, Şalpazarı coğrafyasına neden bir fakülte açılmasın? Bu yörenin insanları bir fakülteyi hak etmiyorlar mı? Hem ekmek, hem bilgi hakları değil mi?

Rüya bu ya, görmeyi sürdürmek için uyumak gerekiyor. Rüya açıkgözle de görülür, kapalı gözle de… Önemli olan rüyanın sürmesidir, halkın beyinsel olarak uyanmamasıdır. Halk uyanır, rüya kesilir, film koparsa “siyasetin yalanı” açığa çıkar o zaman.

Bakan ne diyor? “Çok çalıştık” diyor. Çok erken olmasına karşın “terörün belini kırdık” diyor. “Bana seçimde %70 oy verin” diyor. Ama ne fındığı, ne organize sanayiyi, ne Büyük Liman Fakültesi’ni ağzına dahi almıyor. Oysa insan yetiştirmek için fakülte terörün belini kırmak kadar önemlidir.

Vakfıkebir’in “vekili” oldu. Umduk ki, “köy yollarıyla” birlikte Karadeniz fındığı, hayvancılığı, tütünü sahiplenilir, hükümetin gündemine getirilir, Ferrero’ya 10.5 tl ile peşkeş çekilen “fındık zinciri kırılır, halkın yüzü güldürülür. Umduk ki, Araplara, Suriyelilere yapılan hizmet, bu halka da yapılır. Umduk ki, Vakfıkebir Organize Sanayisi hayata geçirilir, Baliya’nın sessizliği bozulur, iş makineleri, fabrikalar, pılanlar, pırojeler birbirini izler, insanlar arı gibi çalışır.

Rüya bu ya! Nedense siyasilerin “rüya görme, oy isteme hakkı” oluyor da yurttaşların, Vakfıkebirlinin, Beşikdüzülünün, Çarşıbaşılının, Tonyalının, Şalpazarlının fakülte rüyasını gerçekleştirme hakkı olmuyor.

Ne önemi var fındığın, hayvancılığın, tütünün değil mi? Önemli olan Araplar, Suriyeliler ve Ferrero… Organize sanayi yirmi beş yıl bekledi, bir o kadar daha beklese ne olur sanki.

Vatandaş meşakkatli yaşamaya alışmış, çamurlu yollara, patikalara alışmış. Zor koşullar onun yaşam biçimi değil mi? Oy verdikleri zorlanmasın, ama kendisi zorlansın, ne çıkar? Yalanla, televizyonlarla, gazetelerle her şey yolunda değil mi? Ekonomi, istikrar, işsizlik,

enflasyon, dolar molar, zam mam önemli mi? Varsın Organize sanayi ve Karatepe’nin yolları yapılmasın, varsın üç-beş başkan daha gelsin gitsin, değil mi? Yeter ki siyasinin sandığı oy dolsun. Ne yapalım, “almadan vermek” salt bizim topluma özgü…

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın