Ağustos böceğini bilmeyen yoktur sanırım. Hani şu, yaz günlerinde sabahtan akşama değin cır cır cır öten böcek...

Arı da zar kanatlı böcek...

Ağustos böceği de...

Aralarındaki fark arının bal üretmesi... 

Ağustos böceğinin ötmesi...

İkisi de mevsimsel çalışır. Arı, ilkbahardan başlayan bal üretme çabasını tüm yaz ayları boyunca ve sıcak geçen sonbaharlarda da sürdürür.

Yararlı bir böcektir arı... Ama hiç kızdırılmaya gelmez. Hele yuvasını bozarsanız, iğnelemesi çok can yakıcı olur.

Kimi insanlar için de ölüm tehlikesi taşır.

Ama bizler arıyı bal ürettiği için yararlı görür, kabul ederiz.

Ağustos böceği öyle değil... Ne çıkardığı ses kulağa hoş gelir, ne de boşa geçen yaşamı  ilgi çeker.

Yararlı olan herşey makbuldür, değerlidir, ilgi çekici ve hoştur insan için...

Arı ve Ağustos böceğinden birini tercih ediniz desem,  mutlaka "arı"  diyeceğinizi adım gibi biliyorum.

Burada yanılgı payını sıfır düzeye indiren insandır yine...

Ama insanın göz göre göre aldanmayı/yanılmayı tercih edişine ne dersiniz.

Spor dünyamızdan söz açmak istiyorum. 

Son yıllarda futbol dünyamıza bulaşan "yabacı futbolcu transferi hastalığı" uğruna  nice milyon Doların heba olduğunu şimdi daha anlar bir durumdayız.

Ne yazık ki milyon Dolarlar uçup gittikten sonra...

Türk futbolunu "yabancılar  pazarı"na çevirenlerin amacı futbolu bir aşama daha öteye taşımak olduğunu iddia eden var mı?

Yoksa başkanlık koltuğundan kalkmamak, kısa vadeli başarılar kazanmak ve günlük başarılarla yetinmek için mi?

Nereden bakıp değerlendirseniz ortadaki gelişme ya da başarı havaya uçup giden milyon Dolarları geri getirmez.

Türk futbolu kendi iç kaynaklarını harekete getirecek akıl hamlesinden yoksun olunca  Avrupa'nın çöplüğe atacağı şöhretlerinin kurtarıcılığı umudundan medet umar oldu.

Sonuç?..

Sonucun ne olduğu ortadaki skorlardan anlaşılıyor.

Milli takım oluşumunda iç kaynaklardan çok dış sahalarda oynayan Türk futbolculara "kurtarıcı"  gözüyle bakılıyor, rol veriliyor.

Doğru da, akıl şimdi mi başa geliyor.

Bu köprülerden çoktan nice zaman önce geçmiş değil miyiz?

Skorlar hüsran göstergesi oldu, başarı ibresi hep yerinde saydı.

Böyle bir duraklama değil, gerileme döneminden geçiyor Türk futbolu... 

Teknik yönetimini bile yabancı "teknik adam"a teslim eden bir "futbol milli takımı" var bu ülkenin... Sanki bu konu daha önce hiç gündeme gelmemiş, başarısızlıklar yaşanmamış gibi... Tekrar deneme hevesi... İş bilmemezlik...

Teknik direktöre milyon Dolarlar...

Futbolculara milyon Dolarlar...

Ve yaşasın Türkiye... 

***

Türkiye'de insanlar;  ekonomik bir kriz için fedakarlık yaparken; önceki yıllarda futbolcu transferinde yaşanan Dolar harcama sorumsuzluğunun  bedelini de ödüyorlar şimdi...

Kulüp yöneticisine transferdeki Dolar savurganlığının ülke ekonomisine yaptığı tahribatı kimse sormuyor, niçin?

Yani bu alanda döviz çarçuru yapmak serbest mi?

***

Yukarıda sözünü ettiğimiz Ağustos böceğinin yaşamı boyunca ötüp ötüp sürdürmesine benzemiyor mu, bu döviz konusundaki sorumsuzluk?

"Yerli ve milli modası" zuhur etmişken; futboldaki döviz harcama sorumsuzluğuna son vermenin zamanı geldi ve geçti bile...

Gözümüzü/gönlümüzü futbola doyuracak kuşakları, yabancılara döviz yağdırarak değil; o olanakları/paraları kendi çocuklarımıza harcayarak yaratmanın peşine düşelim. Avrupa'da "ikinci el" piyasasına düşmüş sporcuların peşine değil.

Her işte olduğu gibi, futbolda da, "un, su, şeker" var ama helva yapmayı bilmiyoruz.