Her ay, Tonyahaber'e yazı hazırlarken, bir hayli düşünürüm: Bu ay ne yazayım? Ülke ve dünya gündemi o kadar yoğun ki...

Fındık piyasası alt üst olmuş... Geçen yıl bu köşede yazmıştım... Ülkemiz fındığı Ferrero isimli İtalyan Şirketi'nin tekelinde... Fındık fiyatlarını, siyasi iktidar değil, o yabancı tekel belirliyor... FİSKOBİRLİK ve Toprak Mahsulleri Ofisi etkisiz... Onun için fındık üreticilerimiz perişan durumda... Karadeniz’de fındık üreticilerinin sorunları içler acısı... Kimisi fındığını yakıyor. Kimisi fındıklıkları kesip kaldırıyor… Bir yıl önce, kilosu 15 TL'ye kadar satılan fındık, bu yıl 8 TL civarında... Üreticiler isyanda...

AKP'ye oy veren ve fındık fiyatı karşısında isyan eden çaresiz yurttaşları kınamak, işin en  kolayı... Onların pek çoğu yaşanan sorunları ve nedenlerini gayet iyi yorumluyorlar. Eleştiri haklarını kullanıyorlar... Diyorlar ki, bu bize kaçıncı ders... Yaşam olayları karşısında bazen, bir musibet bin nasihatten daha etkili oluyor... Ordu'dan Trabzon'a doğru yürüyen  fındık üreticisi halkımızın,  demokratik tepkileri, iktidarı çok fazla etkilemese de, hiç değilse durağan sosyal muhalefetin bir nebze olsun cesaretini güçlendirir.

Tonya'da ve ülkede ne yazık ki tarım bitti. Hayvancılık bitti… Tereyağının ana vatanında süt, sudan ucuz olmuş... Böyle bir durumda,  halkı aptal yerine koyuyorlar. Tereyağı Festivali’ni, yaşanan sorunları perdeleme aracı olarak kullanıyorlar. Halkın iyi niyetini, temiz duygularını sömürüyorlar. Süt üreticisine övgüler düzmek, görünen gerçekleri, birtakım eğlencelerle tersyüz ederek, onları çeşitli yarışmalara sokmak, vatandaşı  kandırmak, ucuz kasaba politikacılığı değil de nedir? Süt Fabrikası'na yapılan iktidar desteğinin bir kısmı, üreticinin sütüne verilse  fena mı olurdu? Tereyağı Festivali’nde, bitmiş tükenmiş tarımı, hayvancılığı gözlerden gizlemek, süt üreticilerinin acil sorunlarını görmezlikten gelerek, tereyağı üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışmak, ucuz politikadan öteye gitmez herhalde...

Ülkenin her köşesinde, üreticilerin, çiftçilerin sorunları bir türlü çözülemiyor... Üreticilerin yüzü gülmüyor... Esnaflar kan ağlıyor... İş yerleri kapanıyor... İşçiler, memurlar, emekliler, işsizler; ekonomik sıkıntılar içinde, borç batağında kıvranıyor. Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilen ülkede, kimse sesini çıkaramıyor. Laik, demokratik düzenin canına okumuşlar. En küçük bir eleştiriye tahammül edemeyen iktidar; ekonomik-sosyal sorunlar karşısında, iç ve dış siyasetin çıkmazları karşısında bocalayıp duruyor.

Ülkenin geleceğini belirleyen eğitim sistemi, bütünüyle çökmüş… Ders kitapları, baştan aşağıya bilimsel yanlışlarla dolu... Yapılan sayısız değişiklikle, yazboz tahtasına dönen eğitim sistemi içinde öğrenciler, öğretmenler, veliler şaşkın vaziyette... Ülke içinde yaşanan olumsuzluklar, dış ülkelere, oradaki yurttaşlara anında yansıyor. Dış politika, olumsuz etkileniyor.

Gelinen aşamada, dış politika bütünüyle çökmüş... Ülkenin itibarı yerle bir olmuş... Dünya liderimiz, içerde ve dışarıda “eyy!” diye başlayan nutuklar atarak, siyasi itibarımızı düzeltmese, halimiz nice olurdu? Tüm bunlara karşın, pek çok ülkedeki, özellikle Almanya'daki gurbetçiler çok tedirgin... Alman hükümeti, pek çok yurttaşı, sınır dışı etmeye hazırlanıyor. Yabancı ülkelerde, yurttaşlarımıza çok kötü davranılıyor…

Nerdeyse bütün ülkeler, memleketimizde yaşanan olaylar, izlenen politikalar nedeniyle, ülkemize cephe almış vaziyette... Ortadoğu’da süren savaş, Kuzey Irak'ta Kürt lider Bazani'nin önderliğinde yürütülen referandum çıkışı ve bağımsızlık mücadelesi, ülkemizin iç ve dış siyasi gündemini sürekli meşgul edecek gibi görünüyor. Ülkemizi çevreleyen ateş çemberi, savaş ve çatışma ihtimalleri, çeşitli terör örgütlerinin organize ettiği şiddet olayları, insanlarımızı sürekli tedirgin ediyor.

Politikacılarımız; bu olumsuz gidişe son vermek için gerekeni yapmak zorundalar…Bu olumsuz atmosferden çıkışın biricik yolu; tek parti diktatörlüğünden değil, millet egemenliğine dayalı, gerçek parlamenter sistemden geçmektedir. Başka bir deyişle; despotizmden, baskı, şiddet ve savaş politikalarından hızla uzaklaşmaktan, evrensel hukuk kurallarına uygun, modern bir demokrasiyi, millet olarak, acilen inşa etmekten geçmektedir…