tonyahaber @ hotmail.com

İnsanlık tarım toplumuna geçtiğinden beri alışkanlıklarını değiştiriyor.

O dönem, bünyenin şeker gereksinimi, yenilen gıdalardan alınıyor, bulunursa bal tüketilebiliyordu.

Günümüze kadar pek çok şey değişti.

Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile nişasta bazlı şeker/ mısır şurubu, şekerin yerini aldı. Aldı ama canımızı da okuyor.

Sadece şeker mi?

Beslenme alışkanlıklarımız değişti.

Abur cubur yiyeceklerle öğün savıyoruz.

Genlerimiz bu hızlı değişime alışık mı?

Değil…

O yüzde bağışıklık sistemimiz de bozuldu.

Beslenme alışkanlıklarının değişimi, insanlığın başına bela!

Sayfalarca kitapların konusu bu…

Bir cümleyle, “deccal tabakta” desek yanlış olmaz.

İnsan sağlığını tehlikeye atan sadece beslenme değil.

Çevre koşulları da önemli. Hem de çok önemli.

Yaşadığımız yerin sağlığının bozulması için ne gerekiyorsa yapılıyor.

Teknoloji diyoruz, gelişme diyoruz, ihtiyaç diyoruz, yaşama alanlarının bozulması için yarış içindeyiz.

Tabii ki herkes değil…

Bilinçli olarak çevrenin korunmasında emek verenleri ayrı tutmak gerekir.

Sadece bugüne bakan, geleceği önemsemeyen, her konuyu çıkar açısından bakan paragözler türedi son yıllarda.

Yeşile düşman, suya düşman, doğaya düşman, geleceğe düşman paragözler!...

Enerji üretilmesin mi, teknolojiyi kullanmayalım mı gibi söylemlerle yaşama alanlarını tahrip ediyor, geleceği tahrip ediyorlar.

Uygarlıkta çok geri olduğunu düşündüğümüz Afrikalı, “Bu dünyayı, bize atalarımızdan miras değil; çocuklarımızdan ve torunlarımızdan emanet aldık.” diyecek kadar doğanın önemini vurgulayabiliyor.

Ya biz?...

HES’lerle suyu yok ediyoruz.

Hava kirliliği yaratarak çevreyi felakete sürüklüyoruz.

Taşocakları ile doğayı tahrip ediyoruz. Saçılan tozla çevreyi yaşanmaz hale getiriyoruz.

Savunma hazır…

Enerjiye ihtiyaç var, mucura ihtiyaç var, teknoloji böyle gerektiriyor, hangi çağda yaşıyoruz!...

Kentler yaşanmaz hale geldi. Deniz kıyıları çekiciliğin yitirdi.

Son yıllarda doğa turizmi, yayla turizmi söylemleri herkesin ağzında.

İyi de…

Doğayı koruyor muyuz? Suya, yeşile, ormana ne kadar sahip çıkıyoruz?

Her yöredeki birkaç çevrecinin mücadelesi ile ne kadar başarılı olunur?

Çevre mücadelesinin yürütüldüğü önemli yerlerden biri de Tonya…

HES’lere karşı, taşocaklarına, çimento fabrikasına karşı, bütün suçlamalara, eleştirilere rağmen sürdürülen mücadelede büyük emekler verildi.

Geldik bugüne!…

Çevrenin korunmasında birinci derecede sorumluluğu olan kurumlar, çevreyi bozma yarışında...

Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Tonya’nın Biçinlik Mahallesi’nde taşocağı işletecek.

Haydaaaa!...

Taşocağı kuranların, turizm yatırımlarını dilinden düşürmemesi ne kadar inandırıcı?

Daha birkaç yıl önce, Trabzon Çimento Fabrikası’nı Maçka vadisine kurdurmam diyen Büyükşehir Belediye Başkanı Gümrükçüoğlu’nun, Biçinlik’teki taşocağı projesinin altına imza atması ne kadar doğru?

Birkaç ay önce, Mehmet Kırcı adlı bir vatandaşın aynı mahallede açmak istediği taşocağı için Büyükşehir, TİSKİ, DSİ, Orman Bölge, Orman ve Su İşleri 12. Bölge, İl Afet ve Acil Durum, İl Kültür ve Turizm ve Tonya Belediyesi’nin görüşü ne idi?

Koca kuruluşlar, Biçinlik’te taşocağı zararlıdır diyebildi mi? Demişse, kaç tanesi?

Taşocağı projesine nokta konuldu mu?

Konulduysa, Büyükşehir’in projesi nereden çıktı?

Oysa biz, belediyeden taşocağı yerine Tonya’ya itfaiye, Trabzon’a otobüs seferi, pazaryeri, küçük sanayi sitesi, otopark… bekliyorduk.

Çevreyi koruması gerekenler, bozmak için proje hazırlıyorsa, söylenecek tek söz kalıyor:

Tuz koktu!