Her kişi "özeleştiri" yapabilmek için aynaya bakabilir mi?  Sanmıyorum...

Çünkü, aynaya bakabilmek  "özgüven" ister. Yani yürek ister.

Özüven, kişinin beyinsel zenginliği kadar, içinin/beyninin de duruluğunun göstergesidir her zaman.

Kişinin erdemi de işte bu noktadan başlar.

Aydınlık bir kafa ve onun dünyası...

Bilim, kültür-sanat aşığı bir kimlik...

Eleştiriye açık kişilik...

Ülkemiz böyle bir kişilik/kimlik bunalımını -ne yazık ki- yaşıyor.

Kişiler eleştirilmek istemiyor. Eleştiriye açık değil.

Olgun değiller.

Çoğunluk beğenilmek, alkışlanmak hastalığına yakalanmış...

İşte böyle bir kişi ayna önüne geçip; -bırakınız beyinsel durumunu sorgulamayı-  hakkındaki eleştirilere  yanıt verebilir mi?

Hayır, veremez!

Çünkü, içine düştüğü bencillik duygusu  önce onun özgüvenini felç etmiş, sonra da toplumsal yaşamın bir kıyısına, yalnızlığa itmiştir bir kere...

Yalnızlık ve onun getirdiği korku ortamı...

Özgüvensizlik yanında "başkalarına da güvensizlik" duygusu; işte böyle bir ortamda kişiyi kendi dünyasında tutsak eder.

Konular üzerindeki görüşleri tekilleşir/sabitleşir, renksizleşir...

Kendi görüşünün doğru ya da yanlış olduğunu araştırma yetisini yitirir.

Aktif olan yaşamı durağanlaşır...

Belli bir ya da iki konuya takılı kalan usu/aklı onun dünyası olur.

 

Usun/aklın bileği taşı olan okumak gibi, arkadaş görüşleri de önemlidir her zaman...

"Akıl yalnızlığı" böyle giderilir ancak...

Kişi, "Ben bilirim" sevdalanmasına kapıldığı andan itibaren ruhsal dengelerinin hastalandığının işaretini vermiş olur ne yazık ki...

İşte, kişisel felaket bu noktada başlar.

Ondan sonrası us/akıl cıvatalarının laçkalaşması başlar ki; yaşamdan kopuş sürecine böyle girer kişi...

 

Kişi, daha bebekken/çocukken özgüveni anne-baba sevgisiyle alır/beller. Bu nokta özgüven; zaman içinde halkalanıp büyüdükçe kişilik de  oluşurken, çevrenin etkileri de yaşama  yansır, yer eder.

Çocukluk döneminin eğitim/öğretimiyle de özgüven olgunlaşmaya başlar.

Akıl/ruh sağlığı da geliştiği sürece toplumda yeri belirginleşir.

Eğitim görür, meslek sahibi olur.

Böylece dünyaya bakışı oluşur. 

Zamanla çevresini ve arkadaşlarının da görüşleriyle kimlik/kişilik kazanır toplum katında.

İyi bir yurttaş mıdır, peki?

Olamaz...

Çünkü, akıl/ruh sağlığı eğitimini sadece doktor olacak gençler alıyor bu toplumda...

Yeterli felsefe, yeterli mantık, yeterli seksoloji ve sağlık bilgileri? 

Maalesef...

Bugün ülke gündemine yerleşen -her alandaki- cinayetlerin yorumunu doğru yapalım.

 

Eğitim/öğretimdeki eksiklikler/aksaklıklar ve bilerek/bilmeyerek tutulan yollar toplumsal yaşamda bireysel kimlik/kişilik sorunumuz olarak giderek boyut kazanıyor.

Ben öyle algılıyorum.