Yayla Tonya'da bir özlemdir yıllar öncesine dayanan. Bu özlemin yıllarla beraber geleneğe göreneğe dönüşmesidir. Yayla göçü ise bir düzendir. Bu düzene hayvanlarını adar Tonya’nın emekçi anaları. O denli özenle süslenmişlerdir ki püskülleri mavi, pembe ip üzerine sarı, kırmızı yeşil, rengarenk boncuklarla Tonya kadınının sevgisiyle harmanlanarak doğaya renk katar göç sırasında...

Bir genç kızın çeyizi gibi sandığına kaldırdığı yöresel kıyafetini çıkarmasıdır. Pembe fistanını Anadolu motifleri ile süslü kuşağını, siyah kahverengi peştemalını kuşanmasıdır. Siyah ve beyaz renk üzerinde deseni yayla çiçeklerinden olan yaşmağını takmasıdır. İlmek ilmek ördüğü nakışlı çoraplarını giymesidir. Hayvanlarına bu güzel püskülleri takıp el emeği göz nuru camadanını sırtlanıp hayvanlarının önünde kelek ve çıngırak sesleri eşliğinde yayla yollarına düşmesidir. Tıpkı eşlerinin gurbete gitmesi gibi 3-4 aylığına köyünden ayrılmasıdır, eşsiz doğa ve kuş seslerinin onlara eşlik etmesidir. Bu yolculuk, doğa ve hayvan sevgisinin Tonyalı analarımıza rehber olmasıdır. Yorulduklarında ladin, gürgen, kestane, çam ağaçlarının onlara gölge olmasıdır. Ağaç oluklardan devamlı akan şırıl şırıl buz gibi sulardan ırmaklardan kanasıya su içmektir.

Yaylalarına yaklaştıkça doğanın onlara yemyeşil güzelliği ile sarı beyaz papatyaları manuşak, sarı zifin, mor kumar çiçekleri ve cıvıl cıvıl kuş sesleriyle birlikte 'hoş geldiniz' demesidir. En büyük özlemi; vargit çiçeklerinin açmasıyla, dualarla kapattığı evinin kapısını tekrar dualarla açmasıdır. Orada anıları vardır. Cefakar analarımızın hem üretip hem de ömrüne ömür kattığı yerdir yaylalar. Yoldaşları ise Sarıkız’ı, Ceylan'ı ve Karakız’ıdır. Temiz havada doğal olarak beslenen ikinci evladı gibi gördüğü ineklerinin verdiği sütlerle Tonya kadınının destansı çalışkanlığını sevgisini emeğini katarak yaptığı tadı ve kokusu mis gibi; halis olan tereyağıdır. Yayla Tonya kadını için konuklarını özlem ve sevgi ile bekleyip en iyi şekilde ağırladığı yerdir, onlara sunduğu en büyük ikramlar genelde doğal ürünleridir, ineklerin sütünden elde ettiği peynir, yağ ve kendi ürünü olan mısır unundan yapar mıhlamasını; sunar konuklarına... Bir de ahşap yayık da vurduğu tadı ve kokusu mis gibi olan ayranı ikram eder onlara. Hepsi doğal ve katıksızdır. Tıpkı bu analarımızın davranışları gibi doğal ve katıksız... Konuklarına her şeyin en iyisini en güzelini sunarlar. Kışa hazırlık olsun diye küleklere bastırdığı peynirleri toprağa gömerek lezzetli kılarlar.

Yaylalarda topladığı moralardan, yaban mersinlerinden; reçel, pekmez yaparak 'çam sakızı çoban armağanı' diyerek sevdiklerine hediye etmesidir. Taş veya ahşap evinde hayvanları ile birlikte üç dört aylığına yaşamak ve kültürünü yaşatmak için geldiği bu yerde dönüş vakti yaklaşmıştır. Dönüşün habercisi pembe mor beyaz renklerde açan vargit çiçekleridir. Önce gelin giydirir gibi takar ineklerinin püsküllerini yöresel kıyafetlerini giyerek önde süslü yol arkadaşları peşinde kelek ve çıngırak sesleri eşliğinde düşerler dönüş yoluna. Renk değiştiren bitki örtüsü yeşil sarı kırmızının ve diğer her rengin her tonuyla eşlik eder onlara... Yaylaya veda ederler, akılları da yürekleri de geride kala kala... Kısacası yayla Tonya’dır, Tonya ise yayladır. Yayla özgürlüktür, emektir, sevgidir mirastır, özlemdir yaşamak ve yaşatmaktır. Tarihe tanıklık etmektir, markadır, bir ayrıcalıktır, kavuşulduğunda mutluluk, ayrılındığında hüzündür. Tonya için Tonyalı için dündür bugündür ve yarındır. Umuttur yaşamdır, sevdadır, hasrettir... Yaylalar Tonya için her şeydir. Bu cennet mekânlarda yapılacak plansız yapılaşmalar, betonarme tesisler, bir kültürü yok etmektedir. Yaylalar tüm çirkinliklere inat güzel kalmayı başaran mekanlardır.

Dedik ya yaylalar mirastır; yaylalar korunmalıdır!