Büyük Liman Yobol’dan Yoroz’a kadar uzun bir koyun kıyısında dizilmiş Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü, Yalıköy, hinterlandında Tonya, Şalpazarı ilçeleriyle, İskenderli, Yeşilköy, Türkelli (Oğuz) beldelerinin oluşturduğu coğrafyanın adıdır.

 Söylenir ki, Yavuz’un annesi Gülbahar Hatun Tırabzon yolculuğu sırasında fırtınaya tutulmuş. Çok korkmuş olacak ki, adakta bulunarak “salimen ayağımı karaya basacağım yeri vakfedeceğim” demiş. Yobol ve Yoroz arasındaki büyük koyda limanlayan deniz, kazasız belasız gemiden inmelerine izin vermiş, Gülbahar Hatun da indiği yeri vakfetmiş. Buraya “büyük vakıf” anlamına gelen Vakfıkebir demiş…

 İki buçuk “vekillik” oyu olan bu havza yıllar yılıdır hep iktidar partilerine destek verdi, ama iktidarlardan hak ettiği yeterli yardım ve desteği göremedi. Ne devlet kurum ve kuruluşlarından, ne de özel sektör tesislerinden payına düşeni alamadı, o nimetlerden nasiplenemedi. Toprağı insan bakacak kadar zengin ve çok olmayan Karadeniz insanı oyunu verdi, ama karşılığını göremedi.

 Zaman olmuştur bir vekil, zaman olmuştur patenti Büyük Liman’a ait olan beş vekil parlamentoya göndermiştir. Yatırımların -yol, su, elektirik yatırım değil, hizmettir- çok azı Tırabzon’un batısına kanalize edilebilmiştir. Organize sanayileri yazmak istemiyorum, hemen hemen tüm ilçelerde var, ya da kuruluyor. Yatırımlar doğuya yapılıyor da, batıya neden yapılmıyor kıskançlığında da değilim. Demem o ki, yatırımlar hem doğuya, hem batıya, hem güneye adil bir biçimde yönlendirilsinler. Bu vekiller tüm Tırabzon’un vekili olduklarını unutmasınlar.

 Rize’ye giderken yol boyu gördüklerim, Tırabzon’un doğu ilçelerine yapılan yatırımların, sağlanan iş olanaklarının çokluğunu, gözler önüne yorumsuz bir biçimde sermektedir. Hem devlet sektörünün, hem de özel sektörün o kadar çok yatırım çeşitlilikleri var ki! Nedense bu yatırımlardan Tırabzon’nun batısındaki ilçeler, beldeler, haliyle insanları da nasiplerini alamamışlardır.

 Üç yıl kadar önce Beşikdüzü’ne, KTÜ’ye bağlı bir fakülte talebinde bulunmuştuk. Her ne hikmetse, karar merciinde (makamında) bulunanlar Yüksek Okulumuzun yedi bölümünü alıp bir başka ilçeye naklettiler, Beşikdüzü’nü cezalandırdılar. Biz “fakülte” dedik; çünkü adını tüm Türkiye’ye ve dünyaya Köy Enstitüsü ve sonrasında da Kız Öğretmen Okulu’yla duyuran Beşikdüzü’ne yakışacak olan da bu idi. Gelin görün ki “iktidar hazretleri” Beşikdüzü’ne bölge hapishanesini uygun gördü. Şimdi de inşaatı bitmek üzere. Hala fakülteden bir ses yok!...

 Ne karar alırlarsa alsınlar, biz yine de okul-fakülte diyoruz, biz yine de fabrika, tesis diyoruz; biz yine de yeni iş alanları diyoruz. Yine de biz diyoruz ki, hiçbir yatırım eğitim-öğretim kadar, insan yetiştirmek kadar kazançlı değildir. Çünkü fakülteyi de, fabrikayı da, tesisi de, iş alanlarını açacak olan yetişmiş insanlardır. Büyük Liman’a yakışacak bir fakülte, tıpkı Beşikdüzü Köy Enstitüsü gibi, neden olmasın; neden yurdumun ve bölgemin dört bir yanından gençler bu okula akın akın gelmesin…

 Büyük Liman havzasının şu anda iki “vekili” var. Göreceğiz, bakalım “başkan vekili” midirler, yoksa “halkın vekili” midirler? İşsizliğin alıp başını gittiği bir zamanda / tarımın, hayvancılığın, fındığın öldürüldüğü bir zamanda / buğdayın, nohudun, kuru fasulyenin, mercimeğin, pamuğun ithal edildiği bir zamanda / Tırabzon, Giresun, Ordu, Düzce, Adapazarı “vekillerinin” halktan yana mı, yoksa başkandan yana mı olduklarını göreceğiz. Halkı da göreceğiz, ekmeğinden yana mı, yoksa ekmeğini çalanlardan, elinden alanlardan yana mı olduklarına tanıklık edeceğiz. “Vekillerin” “halkın adamı olmadıklarını” gördüğümüze söyleyeceğiz, görmediklerimize ve gelecek kuşaklara tanıklık ederek delilleriyle aktaracağız?

 Fındığın taban yaptığını gördük, gübrenin, yevmiyelerin tavan yaptığını da… Hükümetin kararlarını da göreceğiz: Serbest piyasa yutturmacalarıyla halkın yanında mı yer alacak, yoksa fındık kartellerinin yanında mı?

 Halkla birlikte Türkiye mi kazanacak, yoksa tüccarlarla birlikte hükümet mi kazanacak?

 Küf fındıklıkları çöle çevirirken etkili ve yetkililer, bilimsel araştırmalara dayanmayan olasılıklı geçici önlemlerle bizi avutuyorlar. Hocanın gölü mayalaması gibi, “ya tutarsa…” Onca bilim insanı, onca orman ve ziraat mühendisi ne işe yarar? Onları da göreceğiz. Yoksa “küf duasına mı” çıksak acaba?

 Barış ve esenlik dileklerimle…