Ordu tutuklanırken / Ordu kumpaslarla paramparça edilirken / Süleymaniye’de ordunun başına çuval geçirilirken / 2003 1 Mart tezkeresinin intikamı alınırken / “Ağlak Ağabeyi “Türkiye bağırsaklarını temizliyor, askeri vesayetten kurtuluyor” derken herkes oy veriyordu.

Bütçe açığını” terörle mücadeleye yıkanlar, hazineyi yağmalattıklarını, mirasyedi evlatlar gibi “har vurup harman savurduklarını”, seçimi para ile kazanacaklarına inandıkları için “su gibi para harcadıklarını” Mısır’daki sağır sultan biliyor da, bi onlar mı bilmiyor?

Fabrikaları, yolları, köprüleri, tünelleri sattılar; hazineyi kirli bir pazarlığın içine attılar; “itibardan tasarruf olmaz” hovardalığında her yanı özel zırhlı araçlarla, uçaklarla, saraylarla doldurdular; Cumhuriyetin yüz yıllık kazancını altmış milyar dolara sattılar, Suriyelilere kırk milyar dolar yedirdiler; Hazine’nin “yedek akçesine” göz diktiler. Delik büyük yama ufak! Yıllardan beridir halka rahat yüzü göstermediler; ağır vergilerle, zamlarla halkın cebinden ellerini çıkarmadılar. Artık ne yüzüğü, ne de simidi ağızlarına almıyorlar.

“Hain Darbeden” söz ediyorlar, “darbenin nasıl, ne şekilde” olduğundan, darbeye nasıl gelindiğinden söz etmiyorlar. Darbenin arifesinde MİT, Emniyet ne yapıyordu, Ordu, Polis ne alemdeydi? Devlete haber taşıyan kanallara ne olmuştu?

Önemli olayların yıl dönümleri, hesaplaşma, özeleştiri yapma, yanlışları, eksikleri, günahları, sevapları bulma zamanlarıdır. Ali Kırca “Siyaset Meydanında kaseti açıklamış, Fetö ABD’ye kaçmıştı. Yıl 1999’du. Necip Haplemitoğlu KÖSTEBEK’ i yazdığında yıl 2002’ydi. Öldürüldüğünde iktidardınız ve FETÖ ile kol kola, kucak kucağa, yanak yanağa idiniz. Hiçbiriniz “nerede hata yaptık” diye kendinize sormadınız, siyasi ayağı açıklamadınız?

Terörle mücadeleye girerken siz bağırsaklarınızı temizlediniz mi? Beyninizdeki, kanınızdaki hastalıklı hücreleri yok ettiniz mi? Halkı 15 Temmuzda sokağa çıkmaya çağırıp direnmesini isterken, “kefeni boynunda olan sizler” neredeydiniz? Ne yerden, ne yardan vazgeçmeden terörle mücadele edilir mi? “Hoca Efendi” dedikçe yağı-bağı eriyenleri, doğum gününü “Kutlu Doğum Haftasına” çevirenleri, “Anadolu’da mayası tuttu” diye övgüler döşeyip göklere çıkaranları, Peygamberden yüce tutanları, Pansilvanya’dan icazet alarak “milletvekili, bakan” olanları, devletin her kademesine atananları, Orduda, Milli Savunma, Milli Eğitim, İçişleri, Dışişleri, Adalet bakanlıklarında ve diğerlerinde kümelenenleri ne ile temizlediniz? Salt, Necip Haplemitoğlu’nu öldürenleri bulsaydınız, FETÖ olayı çorap söküğü gibi çözülürdü.

Öyle olmadı. Kozmik Oda’ya girildi. Pılanlar ele geçirildi. Yurt içinde ve yurt dışında, devletin gözü kulağı olan ne kadar istihbarat birimi varsa açıklandı; “haber alma ağı” çökertildi. Kimileri öldürüldü, kimileri de tutuklandı ve FETÖ gizlendi, yer altına indi.

Erzincan’da FETÖ operasyonu düzenleyen Başsavcı İlhan Cihaner yaka-paça götürülerek tutuklandı. Ve o bölgede tüm istihbari bilgileri, belgeleri toplayan Kahraman Türk Ordusunun çiçeği burnunda genç subayı E. E. de ERGENEKON’ dan tutuklandı ve bağlantı kurduğu 329 ajanı da darmaduman edildi. Taşlar bağlandı, köpekler serbest bırakıldı; “ağlak ağabeyi” PKK’ya daha “terörist” demedi, “dağa çıkan gerilla” dedi. Hendekler kazıldı, patlayıcılar döşendi, devletin-belediyenin araçları harıl harıl çalıştı, üstlerine asfalt döküldü ve hiçbir iz bırakılmadı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Ordu, Emniyet, İçişleri Bakanı… ve hiç kimse olan biteni görmedi, sadece seyretti.

Şimdi terörle mücadele ediliyor ya, bütçe açığı ondan öyle mi?

İlhan Cihaner ve E. E. Ergenekon’dan tutuklandıktan sonra Erzincan ve yöresinde devletin terörle mücadelede tüm bilgi, belge ve duyum toplama kanalları kapandı, kulakları tıkandı, gözleri kör edildi, eli kolu bağlandı. E. E. beraat ettikten ve görevinin başına döndükten sonra bile FETÖCÜ ler sosyal medya hesaplarından “…kahpe olmasan Ergenekon’dan alınmazdın. Hala kahpelik yapmaya devam ediyorsun” diye hedef gösterildi. E. E. hakaret eden bu alçaklardan asla yüz geri çevirmedi.

Hüseyin Gülerce, Fehmi Koru Fetullah’ın gözü, kulağı, beyninin ucundaki kalemlerdi. Niceleri gibi onlar da “yanıldık” dediler, halktan ve Allah’tan af dilediler, dilekleri kabul oldu(!) ve aklandılar öyle mi? Meşhur gazetelerinde, “Türkiye’de yüz binlerce muhbir var” diye yazıyorlardı. O muhbirlerin bilgileri, belgeleri ne oldu? Bütçe açığı terörle mücadeledenmiş. Parayı çarçur et, sonra da açığı teröre yık. Ne güzel!

Yok edilen bilgi, belge kaynaklarıyla terörle mücadele edilebilir mi?

Türk Ordusunun ve Türk Güvenlik Güçlerinin E. E. gibi yüreği “insan ve Türkiye sevgisiyle dolu” insanlarına selam olsun, ölenlerine de sonsuz minnetler, şükranlar sunuyorum…

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…