Mondros’u ve Sevr’i yok sayanlar, Mondros ve Sevr’le İmparatorluğun yıkıldığını ve “Şark Meselesi”nin bitirildiğini(!) içine sindiremeyenler, “Osmanlıyı Mustafa Kemal ve Cumhuriyet yıktı” yalanına inanıp Osmanlı’nın karanlığını, çaresizliğini, üç yüzyıllıdır bilimin, teknolojinin, sanayinin dışında kalışını, tüm gelir kaynaklarını Duyun-i Umumiye’ ye devredişini ve kapitülasyonların çekilemeyecek ağır yükünü göremeyenler... Rönesans’ı, Reform’u, aklı ve aydınlanmayı “şeytanın fısıltıları” diye algılayanlar… Fıransa’yı, İngiltere’yi, İtalya’yı Yunanistan’ı İskilipli Hoca’nın kafasıyla aklayanlar, Kurtuluş Savaşı’na inanmayanlar, Antep’ in neden “Gazi” olduğunu öğrenmek istemeyenler, “gerçeğe değil, yalana inananlardır!”

Güney Doğu Anadolu ve Antep tarihe tanıklık eden olayların, kazıların, bulguların, müzelerin merkezidir. Gaziantep’ten Hatay’a Urfa’ya, Mardin’e, Birecik’e Midyat’a, Hasankeyf’e kadar tüm coğrafyaya gitme, gezme, görme ve insanlık tarihiyle yüzleşme olanağı vardır.

Yok sayılan İngilizlerden bir yıl sonra, Ermenilerle birlikte yaptığı insanlık dışı hareketlerle Fıransızların işgal ettiği Antep’te sokak savaşları başladığında, oğlunun yanında genç bir annenin çarşafı indirilmek istenir. 12 yaşındaki oğul Kamil Fıransız askerlere taşlarla saldırır. Anında paramparça edilir. Bu olay Antepliler için bir kıvılcım olur. Tüm Antep ayaklanır. Şehit Kamil insanların beynine, yüreğine, kanına bir kor gibi düşer, tüm kent halkı savaşa katılır.

Şahin Bey iki yüz adamıyla Kilis yolunu kapatır. Karayılan bir Fıransız süvari birliğini pusuya düşürür. Fıransız askerler, Şahin Bey ve silah arkadaşlarına yiyecek taşıyan ve Dokurcum değirmenine sığınan on dört çocuğu kurşuna dizerler. Bu olay Cezayir ve Ruanda’daki Fıransız vahşetine rahmet okutacak niteliktedir. “Vatan, millet ve özgür yaşamak istek ve arzusundan başka silahı olmayan Antepliler” 6137 evladını şehit verir. 8 Şubat 1921’de TBM Meclisi’nden, yaptığı savunmadan ötürü Antep’e “Gazi” unvanını kararı çıkar.

50 yıl önce gördüğüm kale onarıldı, Antep’in kurtuluşu tüm ayrıntılarıyla kale salonuna yerleştirildi. Zeugma ile estetik harikası mozaikler insanlığa kazandırıldı. Tarihin tanıkları tüm gerçeklikleri ile Kahramanlar Müzesinde yerini alır. Cam Müzesi, Para Müzesi binlerce yılın gelişim ve değişimlerini gözlerimizin önüne seriyor. Göbekli Tepe on iki bin yıl öncesinden çıkıp geliyor: Yabancı, garip, yalnız, gizlerle dolu. İnsanlık tarihini değiştiren bilgilere, düşüncelere gebe… Urfa, Birecik, Birecik Barajı, deniz gibi akan Fırat, Kelaynak kuşları ve Halfeti… Bizim zenginliklerimiz.

“Söz uçar, yazı kalır” sözünün yüreğimi bu denli acıtacağını hiç düşünmemiştim: Her müze tarihe tanıklık ederken, insanlığın düşündüklerini, yaptıklarını, yarattıklarını toprağın altından gün yüzüne çıkarıyor. Göbekli Tepe insanlığın bilgisini, düşüncesini, inancını kökten değiştiriyor. Zeugma ve Cam müzesi hariç hiçbir yerde ne bir bıroşür, ne de basılı bir yayın vardı. Zeugma, Cam müzesi, Göbekli Tepe kitapları da çok pahalıydı. Oysa Gaziantep’in atanmış kültür ve turizm müdürleri de var. Ne yaparlar acaba?

Her şeye para bulan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı nedense tarihe tanıklık eden müzeleri, dünyaya tanıtmak için, gezenlerin elinin alında bulunsun diye kitap, bıroşür, film, cidi gibi yayınları paralı olacak biçimde hazırlatmıyor? Özgürlüğün kahramanlarını, öykülerini, çekilen acıları kitaplarla ölümsüzleştirmiyor. İnsanlar geziyor, görüyor, sonra da unutuyorlar.

İnsanlık tarihinin bilgi ve düşüncelerini değiştiren “tarihin sıfır noktası” Göbekli Tepe’yi tüm ayrıntılarıyla, hakkında yazılan yorumları, taşların üzerindeki resimlerin, simgelerin taşıdığı anlamları kitaplardan neden öğrenmeyelim? Buğday, insan ve hayvan kemikleri, kuş, hayvan ve gök cisimleri figürleri 12000 yıl öncesinden bugüne neler söylüyor, neler anlatıyor, bilim insanlarının düşünceleri nelerdir? Bunları bilmek ve öğrenmek hakkımız değil midir? Savaşta öldürülen çocukların, yiğitlerin, askerlerin öykülerini, Mondros’un, Sevr’in ülkeyi nasıl parçaladığını, işgal ettiğini, insanımıza yaşatılan korkunç acıları yüreğimizde hissetmeyelim mi? Bu topraklarda neler yaşandığını yazılı ve görsel belgelerle anlatmayalım mı?

Bir vefa, şükran ve minnet borcu olarak bu tanıtım ve bilgi araçlarını, kitap, bıroşür, film, cidi biçiminde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığından acil hizmet olarak bekliyorum. Yemeklerine, kebaplarına, tatlılarına, beyranına, lahmacununa, hayvanat bahçesine hayran kaldım. Fıransız ve İngilizlerin diktiği çam ormanlarına daha nice ormanlar yetiştirip katmak dileğiyle yiğit, kahraman Gaziantep halkına selamlarımı, saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…