Bir dernek var Beşikdüzü’nde: Kız Öğretmen Okulunun adını yaşatmak, mezunları arasında dostlukların, arkadaşlıkların pekişmesini sağlamak, dünden geleceğe “bir şeyler paylaşmak ve aktarmak”, ihtiyacında olan başarılı öğrencilere burs vermek, kültürel etkinliklerde bulunmak, bir yerlere gezi düzenlemek gibi çalışmalar amacında.

Son gezisini Amasya’ya yaptı.

Yeşilırmak vadisine yayılan “evleri”, nehre düşen gölgeleriyle, geceye rengarenk ışıklandırılışlarıyla, her konaktan sokağa, nehre dökülen ve yıldızlara yükselen melodi sesleriyle bir rüya sağanağı yarattılar. “Şehzadeler Şehri” denen Amasya, köprüleri, saat kulesiyle, tarihten günümüze kalan camileriyle, kartal yuvası gibi yükselen kalesiyle, kayalık dağlarının dimdik yamaçlarına oyulmuş “Kıral Mezarlarıyla”, Ferhat ile Şirin’in ölümsüz aşklarına bağlanan su kanalıyla, binlerce yıllık geçmişi duvarları arasında barındıran müzeleriyle insanları seyretmekten bıktırmayan bir masal dünyasının içine sokuyor. Hele “Amasya Genelgesi” kararlarını alanlar için yaptırılan görkemli anıt, kararların alındığı tarihi bina, bina içerisindeki balmumu heykeller, Anadolu coğrafyasına, Kurtuluş Savaşı’na, bağımsızlığın, özgürlüğün, insanca yaşama koşullarının ağırlığına ve Cumhuriyet’in ne korkunç sancılarla doğduğuna alıp götürüyor bizi, o günün tarihini yaşatıyor bize.

Şehzadeler Müzesinde beynimiz, “şehzadelerin ölüm korkusuyla düşmüş yüzlerinden, yaşama ışığı ve umudu kalmamış yere çakılı gözlerinden” bizi alıp emperyalizme karşı her türlü koşul altında direnen ve ayakta kalma mücadelesi veren kanlı, canlı, yaşama tutunan ve asla pes etmeyen Anadolu insanına götürdü. O kararlılık ve inancın zaferini gösterdi.

Arkeoloji müzesindeki sandukalar, mumyalar, “mezar testiler” sonsuzca yaşama ve öldükten sonra dirilme inancına bağlılığın birer simgesi olarak binlerce yıldır geçen zamana meydan okuyorlar.

“Neden şehzadeler Amasya’ya, Manisa’ya, Tırabzon’a vali olarak atanıyordu? Saltanatın ayağına dolanmamaları, gözden ırak olmaları, yönetime karışmamaları ve devlet yönetimini öğrenmeleri için” Saray’dan sürülüyorlardı. Ne kadar acıdır ki bu “sürgün valilik” onları korkunç son olan ölümden kurtarmıyordu.

Amasya, Yeşil Irmak vadisinin her iki tarafında yükselen, yeşili az çıplak dağların tabanındaki düz arazi üzerinde yayılmaya ve büyümeye çalışıyordu. Amasya temiz, sakin, korna çalmayan, yayalarına büyük saygı duyan sürücülerin bulunduğu bir kent. Köprülerin üzerinde olta ile balık tutanlar bize denizi anımsattı. Görünür yerlere dikilen şehzade heykelleri, Ferhat ile Şirin ve “özçekim” yapan şehzade ilgi odağı oldu. Kimi yerlerdeki “yöresel” kıyafetler içerisindeki halk hikaye ve masal kahramanlarının heykelleri loş ışıklar altında büyük çeşitlilik ve zenginlikti. Kıral Mezarlarına çıkarken durup yüksekten kuşbakışı Amasya’yı seyretmek, Kızlar Kahvesinde çay yudumlamak ayrı bir zevk ve keyifti.

Nehir boyunca uzanan eski Amasya evleri, dar sokaklarıyla, “otantik”, yapısal özelliklerini bozmadan, onarılmış durumlarıyla günümüzün turistik otelleri, lokantaları ve müzikholleri olmuşlar. Onlardan sokağa taşan müzik gecenin karanlığına ayrı bir büyü katıyordu.

Ayrılırken sulu, tatlı, çıtır çıtır Amasya elmalarından kasa kasa alarak otobüsün bagajına doldurduk. Boraboy Gölünü ve Ulusal Parkını gezdik. Sararan yapraklarda çam ağaçlarıyla birlikte sonbahar, gölün çevresinde muhteşem görünüyordu. Bungolov evleri ve sosyal tesisler hizmete açıktı ve hayret, her taraf tertemizdi. Kuşlar ve gölde yüzen ördekler çevreye canlılık katıyordu.

Sohbetler, fotoğraflar ve iki gündür görülenler anılar içerisindeki seçkin yerlerini alarak dünyamızı zenginleştiriyordu. / Bize bu güzellikleri yaşatan Beşikdüzü Kız Öğretmen Okulu Mezunları Derneğine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın…