Son yıllarda, yoldaki, sokaktaki adamın ağzından çokça “şükür” sözünü duyar oldum. Belki yine dikkatimi çekmeyecekti, bir esnaf arkadaş, söyleşimiz sırasında işlerin iyi gitmediğinden dem vurdu; uzun süre hal ağladı, “sinek avlıyoruz, sabah açıyor, siftah etmeden akşama kapatıyoruz” dedi. “Nasıl idare ediyorsunuz o zaman” dedim, “ailedir geçinecek, çocuklardır okuyacak, ‘yaprak kıpırdamıyor’ dediğin bir yerde, bu çarkı nasıl döndürüyorsunuz” diye sordum. “Allah bir kolayını veriyor, çok şükür, idare edip gidiyoruz.” “Allah nasıl kolayını veriyor? Çalıyor, çırpıyor, birilerini mi gagalıyorsunuz?” Güldü ve “estağfurullah, beterin beteri var, bu halimize de çok şükür, bira biriktirdiklerimiz var da” dedi.

Bir dokun bin ah işit cinsinden insanlar; köylünün ekmeği yok yemeye “çok şükür” diyor; öğrenci çalışmıyor, başarısız “çok şükür” diyor, sanayici, memur, işçi “çok şükür” diyor. Sanırsınız tümü de dizilerden fırlamış insan karakterleri: Akıllarını, bilgilerini, düşüncelerini kullanmadan, senaristin keyfine, senaristin ve yönetmenin zekasına, becerisine göre, sıkıştıkları, kurtuldukları her yerde, bilgiye, beceriye ihtiyaç duymadan, sanatın yaratıcı ve estetik gücünü kullanmadan “çok şükür, hayırlısı ne ise o olsun” diyor, “kader ağlarını örüyor” ve içine düştükleri kötü durumlardan bir şekilde sıyırıyorlar.

Şükür olura olmaza, yerli yersize kullanıldığında, içi boşalıyor, mekanikleşiyor, ruhunu yitiriyor, anlamsızlaşıyor. Şükür “Tanrı’ya duyulan minneti dile getirmek; mutlu bir olay veya durumdan, yapılan bir iyilikten duyulan hoşnutluğu bildirmek” anlamını taşıyor: Sağlık, nimet verdiği için, kazadan, beladan, musibetten kurtardığı için Tanrı’ya şükredersin.

Sıkıntılarından, dertlerinden, sorunlarından kurtulursun, Tanrı’ya şükredersin. Kızındı, oğlundu, hayırlısıyla evlenir, yuva kurarlar, Tanrı’ya şükredersin. Buğday ekersin, pamuk dikersin, sebze meyve yetiştirirsin, üzerine düşenleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakırsın; hava koşulları çok iyi gider, bol ürün alırsın; Allah’a şükredersin. Hasta olursun iyileşirsin, birine, bir şeye hasret çekersin, kavuşursun, şükredersin… Her şey, her iş Tanrı ile senin arandaki ilişkiye bağlı olarak yürür, yürütülür; duyduğun minnete karşı şükredersin.

Tanrı ile insanlar arasındaki ilişkiye insanlar, din adamları, siyasiler, etkili, yetkili, güçlü birileri, yani devlet, hükümet girer; Tanrı’nın devleti, Tanrı’nın hükümeti olur; o kişilere kutsallıklar kazandırılarak Tanrı adına insanları yönetmeye kalkarlar. O insanlar ki, Tanrı’nın temsilcisi olarak yanlışlardan, eksiklerden arındırılır, eleştirilemez, sorgulanamaz olurlar. Oysa devlet akla, bilgiye, haklara, özgürlüklere, deneyimlerle elde edilen kazanımlara dayanır. Yanlışlar ve eksikler düzeltilerek mükemmele ulaşılır.

Devlet, hükümet halk içindir, halka destek içindir. Ürünlerin para etmediği, ettirilmediği bir yerde “şükür” ediliyorsa, orada hastalıklı bir durum vardır demektir. Ürünlerin fiyatını Tanrı değil, insanlar, siyasiler, ekonomistler belirliyor. Fiyat olayının Tanrı ile bir bağlantısı yok. Üretici emeğini ortaya koymuş, bir değer üretmiştir. Şükretmek, halinden, yaşadığı ortamdan, koşullardan memnun olmak demektir. Yanlışların sürüp gittiği bir yerde susmak, hakkını aramamak zavallılıktır, akla ziyandır. Çünkü “serbest piyasa ekonomisini Allah inancıyla birleştirip halkı “şükretmeye” yönlendirenler, “gürültü, patırtı” istemiyorlar; “hak aramak için kimse ağzını açmasın” “dikensiz gül bahçesi olsun, herkes şükretsin, bize boyun eğsin, işimizi güçleştirip zora sokmasın, eleştirmesin, hak aramasın” politikası güdüyorlar.

Buğdayı olduğu için şükredenler, “buğdayım para etmediği için şükürler olsun Tanrı’m” diyebilir mi? “Fındığıma, çayıma, pamuğuma, zeytinime, hayvanıma… devlet, hükümet para ettirmediği için şükürler olsun Rabbim” demek ne kadar akıllıca olur?

Örneğin: “Çok şükür satın aldığımız mallar pahalılaştı.” “Çok şükür dolar arttı ve her şeye zam yapıldı.” “Çok şükür maaşımızın satın alma gücü azaldı.” “Çok şükür enflasyon aldı başını gidiyor.” “Çok şükür dolar milyarderleri çoğalıyor.” “Çok şükür işsizlik artıyor, çocuklarımız iş bulamıyor” denebilir mi? Ve bunların Tanrı ile ne alakası var?

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın