Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

-Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin, der.

İsa Peygamber belli olmuyor mu deyince:

Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil der.

Tebessüm eden Hazreti İsa:

-Sen hele bir ayağa kalkmayı dene, deyince silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk söz şu olur:

-Ey Allah’ın Nebisi sendeki bu mucizeler de ondan değil mi?

 Öyle ise izin ver de geç kalmayayım.

 O’na şükredeyim, diyerek, hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:

-Rabbim! Seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan aciz iken, şimdi gören bir çift gözle yürüyen iki ayak da lütfettin.

 Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?

Bu sırada çevrede toplana halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allah’ın Nebisi işaret eder:

-Benim değil, secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!

Derler ki:

-Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.

-Öyle ise der, tefekkür edin, siz de düşünün. Sözü şöyle bağlar Allah’ın Nebisi:

-Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır.

 Neticede bu dünya iki kapılı bir handır.

Bu han içinde her davranış bir imtihandır.

Gelip geçenlere bir bak.

Kimisi kral, kimisi çobandır.

Ama hepsi de aynı yola revandır.

Rabbim, bizleri ahiret yoluna çalışıp yolu hep rızasına çıkanlardan eylesin. Amin!