Bir gün berberde sıramı beklerken merhabalaştığım bir insan, “hocam” diye başlamış, “ne olacak Türkiye’nin bu hali” diye sormuştu. Yıl 1994. Enflasyonist baskılardan ötürü büyük bir devalüasyon gerçekleştirilerek “ekonomik hafıza” bilmem kaçıncı kez siliniyor, tüm toplumsal değerler çürütülüp ve çöpe atılıyordu. Halk tıpkı bugünkü gibi, paranın adını bile söyleyemiyordu: Lira yerine milyon, bin yerine milyar diyordu…

71 12 Mart’ında da soruldu bu soru, 94 devalüasyonunda da, 80 12 Eylül’ünde de… 57’de de sorulmuştu bu soru ve her paranın değerinin düşürüldüğü devalüasyonda da. Hiç sorulmadığı zaman ise Cumhuriyet’in ilk on beş yılıydı: Ne olacak Türkiye’nin bu hali?

Türkiye yolunu çizmiş, “laik, demokratik bir hukuk devleti” olarak rejimini belirlemiş; tarımda, sanayide, eğitimde-öğretimde, kültürde, toplumsal yaşayışta devrimlerini tek tek gerçekleştirerek “çağdaş uygarlık düzeyine çıkmak ve geçmek” gibi bir hedefe ulaşmak içinde büyük bir heyecanla top yekun çalışmaya koyulmuştu. Ama kimi uluslar (İngilizler ve Fıransızlar) bu kalkınmadan ve güçlü bir Türkiye’den rahatsızlık duymaya başlamış ve 1923-1938 yılları arasında on sekiz büyük isyanın çıkmasına neden olmuşlardı.

Nasturi İsyanı 12-28 Eylül 1924, Şeyh Sait İsyanı 13 Şubat- 31 Mayıs 1925, Raçkotan ve Raman Tedip Har. 9-12 Ağustos 1925, Sason İsyanı 1925-1937, Birinci Ağrı İsyanı 16 Mayıs-17Haziran 1926, Koçuşağı İsyanı 7 Ekim - 30 Kasım 1926, Mutki İsyanı 26 Mayıs-25 Ağustos 1927, İkinci Ağrı Harekâtı 13 -20 Eylül 1927, Bicar Tenkil Harekâtı 7 Ekim -17 Kasım 1927, Asi Resul İsyanı 22 Mayıs - 3 Ağustos 1929,Tendürük Harekâtı 14 -27 Eylül 1929, Savur Tenkil Harekâtı 26 Mayıs - 9 Haziran 1930, Zeylan İsyanı Haziran - Eylül 1930,Oramar İsyanı 16 Temmuz - 10 Ekim 1930, Üçüncü Ağrı Harekâtı 7-14 Eylül 1930, Pülümür Harekâtı 8 Ekim -14 Kasım 1930, Menemen Olayı 23 Aralık 1930, Tunceli (Dersim) Tedip Har. 1937-1938…(Nasturi İsyanı ve Menemen Olayı Kürtlerle ilgili değildir.)

Önyargısız bir biçimde bu isyanları sosyo-ekonomik ve politik nedenleriyle, niçinleriyle, okuyup öğrenebildik mi? Emperyalizmin bizi çekmek istediği yeri görebildik mi? Her devrin ve herkesin adamı olan büyük bir yazar(!), “bu terör eylemlerinin arkasında ABD ve AB var” diyebiliyor. “El insaf, şimdi mi görebildin” demekten kendimi alamadım ve adına çok üzüldüm.

Kırk altıdan buyana çözüm üretemedik. Hep kendimizi tekrar ettik durduk ve tartıştık ve “ne olacak Türkiye’nin bu hali” dedik, her sıkıştığımızda da sorduk, ama bir türlü Türkiye’nin “o halini”, ortak bir dille tanımlayıp emperyalizmi desteklemekten vazgeçerek yarattığımız “kaos’tan” çıkamadık. Bugün de aynı soruyu soruyoruz ve çıkış yolunu bulamıyoruz, “çok iyi bir yol” biliyormuşçasına da eskisini beğenmiyor, ha bire Cumhuriyete ve Cumhuriyeti kuranlara eleştiri adına hakaretler, küfürler yağdırıyoruz. Ve her zaman bu milletin bağımsızlık savaşı verdiğini ya unutuyor, ya da inanmıyoruz.

“Ne olacak Türkiye’nin bu hali” diye soran bu arkadaş Almanya’dan emekli, sonradan da bastırmış parayı süper emekli olmuş. O zamanın koşullarına göre her aybaşı bir çuval para alır ve herkesi kendi zenginliğinde görürdü. Haddim olmayarak “bir çözüm” önermiştim bu soruya: “Her hafta bir kitap okursanız, Türkiye önündeki tüm engelleri aşacak ve bu halden kurtulacaktır.” Çok yanlış bir şey söylemişim gibi, yüzüme şaşkın şaşkın bakarak “ne alaka” demişti. Almanya’da çalışmış, “fabrika kentlerdeki” yüz binleri, milyonları görmüş ve nasıl kuruldukları konusunda hiçbir fikir edinememiş, “para sayesinde” adam olduğunu sananlardan biri olup çıkmıştı.

Çözümsüzlüklerden, yeni yol arayışlarından ötürü, üst üste yığılan sorunların altında kalan, terörle öldürülen binlerce insanın kanında boğuluyoruz ve hala bunun ayırtında değiliz. Ve hala Cumhuriyetin dışına çıkmak için her fırsatı değerlendiriyoruz. 15 yılda 18 isyanı bastıran

bu millet ve devlet 71 yıldır emperyalizme teslim olmuş, çıkış için de hiçbir şey yapmıyor: “Emperyalizmden kurtulmadan terörden kurtulamayız.” Bugün terörün arkasındaki güç Amerika ve AB’dir. Onlarla birlikte hareket ettiğimiz sürece “terörle gibi gibi mücadele” etmiş oluruz. Her operasyon, kaç tane yapılırsa yapılsın, ilk yapılıyormuş gibi olur, biz öldüğümüzle kalırız. Teröristler kaybettikleri silahları Amerikan uçakları ile hem de İncirlik’ten kalkarak, anında temin edebiliyorlar. Bunu yıllardır göremeyen ve “güçlü bir müttefik” dediği Amerika’ya “terör örgütlerinin arkasındaki güç” diyebiliyorsa bir yandaş yazar, “gözünün içine girsin” demekten başka çaremiz kalmıyor.

Emperyalizm ne istiyor: “Bize rakip ve çıkarlarımıza engel olacak büyük ve güçlü bir Türkiye olmasın. Bölünmüş, parçalanmış, zayıflatılmış bir Türkiye olsun.” AB raporlarında “üç parçalı bir Türkiye, ancak işimize yarar” diyorlar. Nedense biz bunu anlamak istemiyoruz. Çünkü okumuyor ve öğrenmiyoruz. Liderlerin çıkarları için bu milleti yalanla uyuttuklarını görmüyoruz.

Akıl ne diyor: Emperyalizm ve taşeronları olan terör örgütleri kanlarında boğulacak, Kandil, IŞİD ve FETÖ susturulacak, ya da silahlarıyla teslim olup bu ülke insanları olarak yaşayacaklar. Cumhuriyet’in varoluş nedenleriyle örtüşerek tutulacak ve gidilecek yol budur. Çünkü bu bir savaştır; kaybedilirse vatan da, devlet de, millet de tarih olacaktır.

Barış ve esenlik dileklerimle…