Ancak, düşman bir devletin yapacaklarını yapan Amerika’nın tüm yaptıklarını “görmezden ve anlamazdan” geldik, “affettik” ve Amerika’yı hep “dost” gördük. Erbil’de ordunun başına çuval geçirmeyi, yenilir, yutulur bir lokma olmamasına karşın “yedik, yuttuk.” Amerika’ya verilecek “bir notayı” bile “müzik notası” biçiminde hafifseyerek geçiştirdik.

Bugün Amerika’nın “yaptırım” kararına kızan, sinirlenen Cumhurbaşkanı ordunun başına çuval geçirildiği zaman Başbakandı. “Siz notanın ne olduğunu biliyor musunuz da konuşuyorsunuz. Her halde müzik notası ile karıştırıyorsunuz” diyordu.

Oysa nota, “devletlerin düşüncelerini, sorunlarını, işbirliği istek ve bilgi aktarımlarını yazılı olarak birbirlerine ilettikleri yazılı belgenin adıdır.”

Amerika’nın yaptıklarının kabullenilir bir tarafı olmadığı gibi bağışlanır bir yanı da yoktur. Eğer Amerika’nın yaptıkları görmezden geliniyorsa demek ki “Amerika’ya karşı ödememiz gereken bir diyet borcumuz vardır.” Sonuç ne olursa olsun, çıkarlarına dokunulduğunda, sömürgeci ve emperyalist bir ülkeye güvenmenin bedeli çok ağır ödetiliyor.

Amerika’nın Türkiye’yi 50’den bu yana çıkarları için kullandığını, son 20 yılda da aynı yöntemi uyguladığını bilen bu parti iktidardaydı, “yaptırım kararını aldığı şu günlerde de iktidarda.” Dün ile bugün arasında Amerika’da değişen bir şey yok. O zaman rahatsız olmayanlar, hatta FETÖ’yü Türkiye’nin başına bela ettiğinde kılı kıpırdamayanlar, ne değişti de kızıyor, sinirleniyorlar? Şimdi kızanlar, sinirlenenler ordunun başına çuval geçirildiğinde neden kızamadı, sinirlenemedi, neden “ey Amerika” diye kükreyemedi? Ama Amerikan askerlerinin Türkiye’ye konuşlanmasını istemeyen orduyu ve siyasilerle birlikte Bir Mart Tezkeresine “hayır” diyen yüz kadar vatansever AKP milletvekilini cezalandırdılar, bir daha meclise sokmadılar, Ergenekon’la, Balyoz’la orduyu çökerttiler. Aynı iktidar, aynı kişiler şimdi askeri ve orduyu ne kadar çok seviyorlar değil mi?

“Vesayet” adı altında “ordu ve asker” “düşmanı” olanlar kimlerdi? Hala varlar. Bunun nedeni olarak isterseniz “28 Şubat”, isterseniz 12 Eylül deyiniz, isterseniz önceki darbeleri sıralayınız. Amerika’nın izni olmadan Türkiye’de yaprak kıpırdamazken, yani, Amerika istemeden-siyasi ve iktisadi bağımlılık var ya-ne bir parti iktidara gelebiliyor, ne bir parti iktidardan gidebiliyor, ne bir darbe-ihtilal oluyor; ne de ordu NATO aracılığı ile “vasilik” yapabiliyordu. Bu ülkede, bu dünyada bunu bilmeyen, duymayan kaldı mı? Türkiye’de konuşlanacak ve Saddam’a savaş açacak olan Amerika askerlerine TBMM’nde “hayır” oyu veren AKP milletvekillerinin kim istedi de partiden ayakları kesildi? Ve 15 Temmuz’u kim yaptırdı? Onca istekte bulunmalarına karşı Fetullah’ı Türkiye’ye kim, neden vermedi? Bunları yapanın, yaptıranın Amerika olduğunu bilmeyecek kadar kör müyüz? Bilerek, isteyerek FETÖ’ye karşı yürütülen körlük Amerika’ya karşı da mı yürütülüyor yoksa?

Amerika’nın değişmeyen adı, “dost, müttefik, sıtıratejik ortak” değil mi? İkinci Dünya Savaşı sonrası çürüğe çıkmış, gemi, uçak, araç-gereç ve silahlarını ABD’ye götürmekten vazgeçip boyatarak Türkiye’ye satan, “sakın siz sanayileşmeyin, biz size veririz” diyen ve Türk yöneticilerini ikna eden, Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türkiye’ye ambargo uygulayan, ihtilal ve darbe yaptıran-NATO tatbikatında-altı masanın kararıyla ancak “ateş” emri çıkabilen füzelerle Muavenet zırhlısını vuran-5 subay ve askerimizi öldüren, Çekiç Güçle teröre ve PKK’ya her türlü desteği veren ve esirgemeyen, Türk ordusunun başına çuval geçiren, Türk helikopter ve tankına motor verilmesini engelleyen, Türk ekonomisini dolarla tehdit eden ve her türlü yaptırım kararını almayı kendinde hak gören Amerika değil midir? Ve bu Amerika sömürücüdür, emperyalisttir, dost, müttefik, ortak değil, kelimenin tam anlamıyla düşmandır.

1923’te tüm dünya devletleri Lozan’da imza atar, Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanırken, imzalamayıp tanımayan Amerika o gün ne ise bugün de odur. Çıkarları zedelendiğinde,

Demokles’in kılıcını çekerek hemen “ambargo ve yaptırımla tehdit etmeye” veya kısıntılarla Türk ekonomisini boğmaya çalışır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesinde “emperyalizmle-sömürgecilikle” mücadele vardır; bağımsızlık, özgürlük, insanca yaşamak hakları vardır. Tüm siyasiler bunu böyle bilmeliler. Türkiye’nin çıkarlarını tüm dünyaya yeterince anlatmadıkları sürece de, bu rahatsızlıklar ve huzursuzluklar yaşanacaktır.

Bağımsızlığın, özgürlüğün, insanca yaşamanın başat koşulu emperyalizme her ne olursa olsun “hayır” demek, işbirliğine girip “boyun” eğmemek, “rıza” göstermemek, karşı çıkmak, başkaldırmak ve çıkarlarını korumaktır.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…