Herkesin uykuda olduğu bir saatte telefonum çalıyor. Açıyorum, değerli dost Özcan Kukul… Kızgın ve öfkeli… Ara vermeden konuşuyor: “Her sabah yolumun üzeri… Atatürk Köşkünün bahçesindeki ladinler (çam ağaçları) kurumaya başladı. Bir gün, üç gün, beş gün… sabrediyorum ve bekliyorum, bir el uzanır, yardımlarına koşar diye. Günler geçiyor, kimseden bir ses çıkmıyor. Çamlar can çekişiyor, ölüyor. Onları kurumuş olarak görmek ciğerimi yakıyor, kavuruyor; yüreğime yük oluyor, acı veriyor; uykularımı kaçırıyor.”

“Ben onları görürken, ben etkilenip üzülür, acı çekerken, başta vali olmak üzere-evi hemen orada- Orman Fakültesinin, Orman Bölge ve Orman Başmüdürlüklerinin görmemeleri mümkün mü? Neden bu duyarsızlık? Atatürk Köşkü, neden sahipsiz? Yoksa birileri çamların kurumalarını özellikle mi istiyor? Gökdelenlere, apartmanlara arsa mı hazırlıyorlar? Yaz, bunları yaz” diyor ağlamaklı sesle: “Oysa o ağaçlar da vatandır, bayraktır.”

Yıllardan beridir yerel basının-internetle dünya basınının-içindeyim. Tırabzon’da, özellikle Beşikdüzü’nde “yanlış” diye gördüklerimi, dilim döndüğünce anlatmaya, duyurmaya, kimi kulaklara “kar suyu” kaçırmaya çalıştım. Bırakınız dinlemeyi, görevleri gereği, tenezzül buyurup yanıt verme zahmetine bile katlanmadılar. Nice valiler, belediye başkanları, milli eğitim ve karayolları, TEK müdürleri, YSE, FİKOBİRLİK genel müdürleri, sağlık bakanları… halkın sorunlarını “dinlemeden” görevlerini yaptılar. Onlar duymasa, görmese, dinlemese bile, “belki duyan, gören, dinleyen olur” diye bıkmadan, usanmadan yazıyoruz: Sorunları yazılarda dondurarak geleceğe bırakıyor, zamana tanıklık yapıyoruz.

1)Şehrin göbeğine Beşikdüzü Belediye Başkanlığı binasının yapılmaması için, Tırabzon Lisesi inşaatını, Alman mimarın, bir “manolya ağacı” için geri çekişini örnek olarak yazmıştım. “Betonlar Ağaçlardan Tez Büyür” makalemle Rahmetli Başkanı uyarmaya çalışmıştım: “12 Çınarı yok etmek, Cumhuriyet meydanını kaldırmak kenti boğmaktır” demiştim, duymadılar. Şimdi o bina, Beşikdüzü’nün en biçimsiz, öncelikli yıkılması gereken binalarının başındadır.

2)Köy Enstitüsü, Beşikdüzü’nün ve Türkiye’nin en temel 21 taşından biriydi. Pek çok okula anaçlık yapan ortaokul binası, eğitmen kursu oldu, Köy Enstitüsü oldu, Ortaokul, Lise, ticaret Lisesi, İlköğretim okulu, Kız Meslek Lisesi oldu. Bu bina Büyük Liman coğrafyasının bir kültür ocağıydı. 85 yıl hizmet verdi. “Herhangi bir bina yerine konulup” yıkılmamalıydı. Yıllardır yarattığı anlam üzerine “Eğitim Müzesi, Kültür Merkezi, Kent Kütüphanesi ya da Konuk Evi” olarak önündeki Köy Enstitüsü Parkı ile geleceğe aktarılabilmeliydi. Yıkılacağını duyduğumuzda “Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kuruluna” müracaat ettik, imza topladık, gazetede yazılar, iki valiye mektuplar yazdık. Üniversitesi olan bir iş adamı, “okulu bana versinler, fen lisesi yapayım” dedi; ama sesimizi duyan olmadı; fen lisesi yapılmasına da izin verilmedi.

3)Beşikdüzü’nde, “anıt” niteliğinde nice çınarlar, nice okaliptuslar, katran ağaçları, hele devasa bir ıhlamur ağacı vardı ki, onu bile kestiler. Neredeyse Beşikdüzü’nün tarihi kadar eski (1902) İnhisarlar İdaresi(Tekel Binası)taş binasını kimse yıkılmaktan kurtaramadı. Tabiat Ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu da ne ağaçları ne de binaları koruyabildi.

4)Yeryüzünde bir benzeri daha var mıdır, bilmiyorum; okullarını yıkıp ağaçlarını keserek “rant” için işyeri ve ev yapan bir belediye? Oysa orası şehre müthiş bir değer kazandıran çok güzel bir “meydan” olabilirdi. / Otel yeniden inşa için satıldı, ona ek olarak da, şehrin “kıyı” boyunca uzanan çok güzel bir park da vardı, o da birleştirilerek satıldı. Parkı işlevsiz kılmak için diplerine yığılan deniz suyu çekmiş kum dağlarıyla çınar ağaçları da kurutuldu.

Umarım bu kez dinlenir, sesimiz duyulur; Tırabzon Atatürk Köşkünün bahçesinde kurumaya yüz tutan çamlara bir el dokunur, dokunur da ağaçları iyileştirir ve yüreğimize su serperler. Başta Büyük Şehir Belediye Başkanı olmak üzere tüm etkili ve yetkilileri göreve çağırıyorum.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın.