En tehlikeli silah dildir.

Dil ile ilgili birçok hikâye okumuşuzdur.

Dil ile alakalı Atasözlerini hepimiz hatırlarız.

Dil; insanlar arasındaki iletişimi  sağlayan  tek  araçtır.

Dil; aynı zamanda yaşamamız için kullanmak zorunda olduğumuz değerlerin bütünüdür.

Dil; Bir millet demektir.

Dil; tarihtir.

Dil; bütün bilimlerin beynidir.

Dil; kültürdür.

Dil; ülküdür.

Dil; medeniyettir.

Dil; Yüce yaratanın insan oğluna sunduğu en önemli hediyedir.

Tarihte dilsiz yaşamış millet yoktur. O hâlde bir millet olarak yaşayabilmenin yolu dilden geçtiği gibi orijinal bir toplum olmanın yolu da bağımsız bir dile sahip olmaktan geçer.

Dil, bir milletin diğer bir milletten farklı konuşmasıdır. Milletler duygularını, düşüncelerini, evrendeki bütün varlıkları kendilerine göre seslendirirler. Dil bir milletin ses dünyasıdır. Millet bu anlamda dile kendi damgasını vurur.

Dil; bir milletin düşünce sistemini gösterir. İnsan düşündüklerini dile yansıttığına göre bir dil onu kullanan milletin nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ortaya koyar; millî düşünce biçimini ortaya çıkarır. Milletlerin hayat görüşleri, düşünce tarzları, zekâ keskinliği, ruh derinliği ve duygu inceliği o milletin dilinde saklıdır. Atasözleri, özdeyişler bunun en güzel belirtileridir. “Dil düşüncenin aynasıdır.” sözü bunu anlatır.

Dil, millet için millî benliğin, millî anıların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin, buluş ve yaratışların ortak hazinesidir.

Bir insan için orijinalliğin ilk şartı nasıl benlikse toplumda da bu benliğin ilk ölçüsü dildir. Bizler millet olarak geçmişte yaşadığımız acı-tatlı, mutlu-mutsuz bütün olayları kendi dilimizle anlatırız. Tarihimizin, edebiyatımızın ifade aracı kendi dilimizdir. Toplumumuzun bağlandığı maddi ve manevi değerler, bütün buluş ve yaratışlar kendimizin eseriyse bunların karşılıkları Türkçedir. Değilse başka dillerden alınmışlardır.

O hâlde dille bu değerler arasında güçlü bir ilgi vardır. Eğer bir toplum çalışır, yeni değerler ortaya koyarsa ister istemez bu değerlerin anlatımı kendi dilince olacaktır. Bu çalışmalar dili geliştirecek, böylece toplumun orijinal anlatım hazinesi mükemmelleşecektir.

Dil, milleti oluşturan fertleri birbirine bağlayan bir bağdır. Çünkü ifade aracı olarak dil, en yaklaştırıcı ve kaynaştırıcı bir temel unsurdur.

Dil, millet denilen toplumun en önemli sosyal varlığıdır. Milli kültürün ilk ve en önemli unsurudur. Kültür değerlerinin çoğu dille ifade edilir; dilde ifadesini bulur. Kendi dilimiz olmadan, kendimize özgü edebiyatımızın, müziğimizin olması düşünülemez.

Atatürk: “Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyi­nin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyor. Ahlaksız, ananesiz, hatırasız, kalpsiz, zihinsel bir millet yaşayabilir mi? Varlığını sürdürebilir mi?

Dilin önemi  yazmakla bitmez.

Dünyada birçok dil kullanılır. Diller, aynen canlı gibidir.

Dil; Doğar, yaşar ve  ölür. Tarihe  baktığımızda  kullanılan birçok dil yok olmuştur.

Şimdi  gelelim siyasetçilerin kullandıkları  dile.. Ben bu dile  “ZEHİRLİ DİL”” diyorum. Bu dili kullanan siyasetçileri de  zavallı birer yaratık olarak görüyorum.

Hemen hemen her siyasetçi zehirli  dili kullanmayı marifet  sanıyor. Hâlbuki halk  bunlara nefret bakıyor. Onlara hem inanmıyor hem de  kendi  sözleriyle  hakaret  ediyor.

Dili akıllı kullanabilmek için bilgi gerekiyor. Bilgiye  sahip olmayanlar  ve özellikle  bilgisiz  siyasetçiler varlıklarını devam ettirmek için insana yakışmayacak “”ZEHİRLİ DİLİ” kullanıyorlar.

Türk Siyasi  hayatında birçok  siyasetçi  kullandıkları sözler nedeniyle çok  büyük tepki görmüşler ve bunların  bazılarının  siyasi yaşamı son bulmuştur.

Güzel  bir deyiş var halk  arasında “söz ağızdan çıkıncaya kadar sana aittir, ağızdan çıktıktan sonra kontrol  başkalarına geçmiştir.”

Türkiye de  dili kullanmayı  bilmeyen, bilgi fukarası birçok siyasetçi  var. Mikrofonu  ellerine alınca sözü söylerler, sonra da  tepki gelince insanlıktan çıkacak şekilde  kıvırırlar. Son günlerde bunlarla  çok  var.

Bu tip bilgi  yoksulu olan siyasetçilere bir önerim var.

“söz biliyorsanız söyleyin ki  size inansınlar, bilmiyorsanız  susun ki  sizi adam sansınlar.”

 ANLAYANA…