İnsanoğlu zora düştüğü, çıkmaz/çözülmez bir sorunla karşılaştığında yine kendi aklının önceliğine güvenir ama...

Dışarıdan gelen öneriler için "sokma akıl" değerlendirmesini yapar, tali/ikincil görür.

Değersiz bulur.

Bu durum kendine güvensizlik kadar;  karşı tarafı da dikkate almamak/önemsememek anlamına gelir. Ki toplumumuzda güvensizlikten kaynaklanan bu durumun çokça yaşandığına da tanık tanığız.

Ama sorunların çözümü için akıl cevherinin yetersizliği söz konusu olduğunda yine de  bir sığınak/korunak arar insan...

Böyle durumlarda anne-baba, dayı, amcanın önceliği olur.

Bir güven sığınağı/korunağı oluşur insanın benliğinde böylece...

Bir de kimi inanışlar, gelenek/görenekler, adetler vardır ki, bunlar da bağlayıcı bir durum yaratır insanlar üzerinde:

*Yataktan kalkarken sağ tarafından kalk...

*Evden çıkarken önce sağ adımını dışarı at...

*Kaşığı sağ elinde tut, yemeği öyle ye...

*Önce sağ ayakkabını giy...

*Sağ elinle yazmaya çalış.

Yaşama ilişkin daha nice öneri...

Hepsi, bir iç huzur,  kendine bir güven yaratmak/duymak için  sığınılan birer güven adası...

Böyle düşünülüp yapıldığında başarılı olunacağı duygusu; insanın iç dünyasını aydınlatıyor asırlarca...

Bugün de...

Benim merak ettiği şey, tamam çağlar ötesinden gelen ve kutsal Kur'an, İncil, Tevrat, Zebur'dan kaynaklandığı ifade edilen  yukarıdaki benzeri önerilerin dışında insanların kimi işaretleri, örneğin, anahtarlık, madalyon, yüzük, küpe, vb. objeleri önemseyip uğur getirdiğine inanması, kendine bunların moral gücü kazandırdığı, benliğinde güven duygusu yarattığını duyması/hissetmesi acaba ne kadar doğru?

Yani, insan kendi özbenliğini geliştirememiş olmasının işareti/belirtisi değil mi böyle objelerin uğuruna inanmak?

Ya da semavi dinlerin böyle düşüncelere yanıtı ne?

Onu da belirtelim; Yice Rabb, yarattığı her kuluna sorumlu tutacağı ölçüde akıl veriyor.

Bu akıl, onun yaşam yolunun rotasını, aydınlığını belirliyor. Bu aydınlıktan saparak kimi işaret, marka ve objeleri şans getiriyor düşüncesine kapılmak  dinin kabul ettiği bir husus değil elbet...

Böyle bir durumdan Yüce Rabb korusun...

***

Günümüzde insanlar;  Doğu'da-Batı'da her gün yeni bir yaşam algısı yaratıp onun peşine takılıyor. Sınırsız bir yaşam anlayışı ile kendi dünyalarının sınırlarını aşıp zevklerini tatmin ediyorlar.

Özellikle Batı gençliğinin bir bölümünün bulundukları refah ortamında yarın düşüncesi olmadan "günü gün edip" yaşamaları dünyamızın geleceğini tehdit eder bir duruma doğru gidiyor.

Ne yazık ki, ülkemizde kimi gençlerin bu olumsuzluğu bile bile yaşamak istediğine tanık oluyoruz. Onbeş-yirmi yıl önce elinin küçük bir bölümüne dövme yoluyla  kalp işaretini utana utana yaptıran gençler, şimdi sanayisi, ticareti kurulan bu iş kolunda vücutlarının her bir yerini dövme işletiyorlar/kaplatıyorlar. 

Ne büyük inançsızlık...

Tabii ki bu çok yanlış...

Kimi gençlere sorsanız, yaptırdığı dövmelerin ona uğur/şans  getirdiğini söyler.

Nasıl bir şans ise!..

***

Dünya giderek dinin sınırlarını zorlayan bir  tanımazlık heyecanı yaşıyor.

Akıl yolunu inkar edip sembollere, simgelere sığınıp şans arayanlar;  son zamanlarda siyasal mitinglerde ya da kapalı alanlarda/salonlarda  boy gösteriyor ve bu yoldan başarı bekliyorlar.

Başarı yolunun bilim öğrenmekten geçtiğini, azimle bunun peşine takılmak gerektiğini unutanlar karanlıkta cebelleşir, yolunu şaşar, perişan olur.

Tarih böyle yazıyor.