Tonyahaber gazetesinde, şiirli yazılarıma uzun süre ara vermiştim. Şimdi onlardan bir örnek daha sunacağım. Çünkü şiir ve yaşam, birbirinden ayrılmaz. Tıpkı yaşam ve siyaset gibi… Tek adam rejiminin getirdiği güvensizlik, toplumsal çürüme, işsizlik, yoksulluk, hukuksuzluk, çıkışsızlık, gelecek kaygısı; toplumu derinden sarsmaya devam ediyor… Anti-demokratik siyasal sürecin yarattığı “kaygı, korku, belirsizlik, merak, hüzün, yas, acı, gözyaşı ve öfkeyle karışık, puslu gündem” bütün acımasızlığıyla devam ediyor.

Ülke genelinde, emek dinamiği içinde yer alan halk güçleri; özgür, mutlu, aydınlık bir geleceğe yürümek istiyor. Sermaye güdümlü siyaset; kendi çıkarına uygun sonuçlar alma uğruna, her türlü medyatik  baskı, yargıya müdahale, şiddet, savaş, cinayet, kumpas, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, ayrımcılık üretmeye devam ediyor… Kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz, her türlü istismar; doğa ve çevre yıkımı, siyasal kirlilik, düşünsel yozluk,  hile ve ihanet yüklü oyunlar devam ediyor...

Emek ve demokrasi güçleri; de iktidar-sermaye cephesinin; yaygınlaşan her türlü çirkefliğini, rezilliğini; sessiz  yığınlara anlatmaya devam ediyor: Emek dinamikleri, kısıtlı olanaklar içinde işsizlere, atama bekleyen üniversite mezunlarına ulaşmaya; çaresizlerin sorunlarını seslendirmeye çalışıyorlar… İş, aş, hak ve özgürlük arayanlara, ışık olmaya;   ileri faşizmin yalanlarını teşhir etmeye, gelecekteki güzel günlere duyulan özlemi, umudu beslemeye devam ediyorlar.

Ezilenlerin yüreğinde ve bilincinde, toplumcu mücadele coşkusu ve geleceği kazanma tutkusu;  her geçen gün, maddi bir güç haline dönüşüyor. Savaşsız ve sömürüsüz bir geleceği, insanca yaşanabilir bir dünyayı hedefleyen halk güçleri; artık, dinamik bir sürece girdi. 

Şubat ayı;  karlı dağ doruklarından aşağılara, koyaklara, köylere  doğru koşan ceylanlar gibi, yeni umutlara, yeni arayışlara, yeni güzelliklere, koşuyor… O bitimsiz mücadele ruhunun sönmeyen ateşi, devingen ve isyankâr coşkusu, emekçilerin yüreğinde, zapt edilemez bir rüzgâra, çığ gibi büyüyen toplumsal çıkışlara dönüşüyor. Böyle bir ortamda üretilen sabırsız şiirler, daha fazla zapt edilemez. Çünkü yürekteki şiir, kafesteki kuş gibi hiç susmaz… Hep devingen olur… Sonunda, yuvasından uçarhayatın gerçekleri üzerinde kanat çırpar. Ve ışıldayan zamanın kalbine konar.

GELECEK GÜNEŞ YÜKLÜ

yaklaş ceylanım yaklaş, bin bir emekten çiçek,
ormanların karlı yüreğinden, kuş sesleri getirdim sana…

deniz mavisinden meltem, ak köpüklü ırmaklardan zambak,
sisli dağ doruklarından, kar kokusu getirdim sana…

yaklaş ceylanım yaklaş, uzak durma ışıldayan zamana,
ne geçmiş tükendi, ne de karardı gelecek…

gelecek, güneş yüklü, özgürlük, emekte açan çiçek
emek, sonsuz bir sabırla örülen dayanışma…
işte burda aramızda, karanlığa karşı dimdik ayakta…