Esin (ilham) denen şey, bizi yazmaya yöneltir, tetikler ama ne yazacağımıza, nasıl yazacağımıza karar veremez.

İlham nedir? Bir sezme işidir ilham… Duyu organlarımız yardımıyla değişik algılar alırız. Bir ses, bir görüntü, bir koku... Bunlar, belleğimizde birikirler. Etkilerler bizi.  Bu etkilere her insan, bir şekilde tepki verir. Kimisi, bu uyarılara tepkisini sesle verir, müzik oluşur; kimisi renkle verir, resim oluşur; kimisi yazıya döker, şiir oluşur...

Çok güzel bir manzaraya bakarız, bizi etkiler, belleğimizde çağrışımlar yaratır. Bu çağrışımları birileri ile paylaşmak isteriz, ya da duygulu bir anımızdır, duygularımızı, acılarımızı, birileriyle paylaşmak isteriz. Sezme işlemi tamamlanmıştır, sıra sezdirme aşamasındadır.

Buraya kadarki süreçte, nedeni ne olursa olsun, bizi etkileyen durum karşısında, tepki verme isteğine ilham diyoruz. İçimizde bizi yazmaya iten, tetikleyen “kalk durma bunu paylaş” diyen bir istektir ilham…

İlham geldi, yazma isteğimiz doğdu, sezdik fakat tepkimizi nasıl vereceğiz?

Peki, bu tepki, içimizden geldiği gibi ham halde olursa ne olur?

O zaman sanat olmaz, şiir olmaz.

Sanatçının, şairin; tepkisine estetik katma sorumluluğu vardır.

Tepkiye estetik katma işi, emekle olur.

Diyelim ki tepkimizi şiirle dile getiriyoruz. İçimizden gelenleri yazdık. Sezdiklerimizi kâğıda döktük. Bunlar, ham dizelerdir. Şiir oluşmamıştır. Şiir oluşması için, emek vermemiz gerekir.

Nasıl ki, kozadaki ipek, iplikçiklerin işine yaramıyor ise, ham dizeler de aynı şekilde, işe yaramaz. İyi bir giysi için bu iplikçikleri dokumamız, uygun renkler seçerek, boyamamız, desen vermemiz, iyi ölçü alıp kesmemiz, biçmemiz, uygun modele göre dikmemiz gerekiyorsa, ham dizeleri de öyle işleyerek şiire dönüştürmemiz gerekir.

Bu süreç, emekle değil de ne ile yapılır?

Şiir, ne anlattığımız kadar nasıl anlattığımızdır da. Biz, bir gün batımında, duygularımızı mektupla da anlatırız, öyküyle de… Bir deneme yazarak da. Sadece şiirle anlatılmaz ki duygular; ya da şiirler, sadece duygu anlatmaz ki...

Şiiri, diğer edebi yazım türlerinden ayıran ölçütler (kıstaslar) vardır. Ne yazmak istediğimizi biliyoruz, ama nasıl yazacağız?... Hangi sözcükleri seçeceğiz, hangi seslere dikkat edeceğiz? Kakafonik (kulağa hoş gelmeyen) sözcükleri ya da gereksiz sözcükleri ayıklayacağız. Nazım şeklini seçeceğiz, imgeler oluşturacağız. Bütün bunları, emek harcayarak yapmayacak mıyız? Uygun sesi olmayan sözcüğün ya da dizenin yerine gelecek dize için günlerce düşünüp kafa yormayacak mıyız?

Eğer bunları yapmıyor “ilham geldi yazdım” diyorsak, en fazla şiirsel bir metin, bir söylem yazarız ama bu, şiir olmaz. “Ben yazdım, oldu” diyorsanız, o zaman biri çıkar size "bu, şiir değil" der. ” Şiir; ilhamla değil, emekle yazılır” hatırlatmasını yapar.