Fıransız İhtilali’nin getirdiği, dünya aydınlarını derinden etkileyen “hürriyet, adalet, eşitlik, kardeşlik, yurttaşlık ve toplumların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı”; “ bir ülkede kuvvetler ayrılığı yoksa o ülkede anayasa da yoktur” gibi evrensel düşüncelerdir. Ayrıca Bastil’in kapılarının ardına kadar açılarak mahkumların salıverilmesi, ihtilali tetikleyen ateş ve simge oldu.

Bu düşünceler, çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devletinin dağılması, parçalanması kaygısını yarattığı için, Fıransa ile arası iyi olmayan Padişahın (III. Sultan Selim, 1789-1807) ağır eleştirisine maruz kaldı. “Şeytanın fısıltıları” diye tanımladığı ihtilalin getirdiği düşüncelerin sınırlardan içeri girmemesi için 1798’de, yani ihtilalden dokuz yıl sonra bir ferman yayınladı. Uğruna can verdikleri “Fıransız hürriyetini”, “sefahat düşkünlüğü ve anarşi” olarak şöyle anlatıyordu:

“Bu boş inanç ve fikirlere (hürriyet, adalet, eşitlik, kardeşlik, toplumların kaderlerini tayin hakkı, kuvvetler ayrılığı) dayanarak yeni ilkeler, yeni kanunlar koydular. Şeytanın onlara fısıldadığı şeyleri yapıp dinlerin temelini (otuz yıl süren din savaşları anımsanmıyor bile) yıktılar. Yasakları meşrulaştırıp neyi arzu ediyorlarsa onu mubah kıldılar. Sıradan insanları ayartıp kendi ahlaksızlıklarına ortak ettiler. Aklı başından gitmiş insanlar olarak dinleri birbirine karşı kışkırtıp kırallar ve devletler arasına kötülük tohumları saçtılar.”

Yüz sekil yıl sonra (1897) Abdullah Cevdet (D: 9 Eylül 1869-Ö: 29 Kasım 1932)(son dönem Osmanlı siyaset adamı ve yazarı)Cenevre’de şöyle yazıyordu: “Işığın bizim ülkemize girmesini padişahımız ve hükümetimiz istemiyor ki, bütün halk cehalet içinde sefalet (fakirlik, yoksulluk) ve meskenet (miskinlik, fakirlik, zavallılık / beceriksizlik, acizlik, tembellik) uyusun dursun. Vatanın fertlerinin yüreğinde intibah şulesi (uyanma, uyanış parıltısı-alevi) parlamasın. Hükümetin arzusu şudur: Ahali hayvan gibi, hem de sıradan bir hayvan gibi değil, koyun gibi, itaatkar köpekler gibi hakir kalsın. Doğru ve dürüst bir fikir işitmesin. Bunun yerine cahil jandarmanın kırbaçları altında, haysiyetsiz, zalim, terbiyesiz memurların saldırıları altında ezilsin.”

Sadullah Paşa (Tanzimat dönemi önde gelen Osmanlı devlet adamlarından, şair ve yazar) (D: 1838-Ö: 1890) 1878 yılında Paris’te “Sanayi Devrimi” müzesini gezdikten sonra kanılarını şöyle yazıyordu: “Ana kapının (sergi alanının) önünde bir hürriyet heykeliyle karşılaşıyorsunuz; heykelin elinde bir asa vardır ve bir sandalye üzerinde oturmaktadır. Görüntüsü ve tavrı izleyenlere şu mesajı verir: ‘Ey kıymetli ziyaretçiler, insanlığın bu büyülü gelişmesine baktığınızda, şunu aklınızdan çıkarmayın ki, tüm bu mükemmellikler hürriyetin eseridir. Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir. Hürriyet olmaksızın güvenlik olmaz; güvenlik olmadan gayret olmaz, gayret olmadan zenginlik olmaz; zenginlik olmadan mutluluk olmaz!...”

NOT: Bu üç belge Prof. Bernard LEWİS’İN MODERN TÜRKİYE’NİN DOĞUŞU adlı yapıtından alınmıştır. Meraklısına önerilir.

Barış ve esenlik dileklerimle…