inankalyoncu061 @ hotmail.com

Mevsimler, tıpkı ömrümüz gibi gelip geçiyor… 
İlkbahar, yaz derken sonbahar da geldi…
Hatta, Ekim ayı tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgârların peşine takılmış gidiyor.
Sonbahar, bir başka deyişle hazan, yani hüzün mevsimidir.
Sevdiklerimizden de hep bu mevsimde ayrıldık.
Yaşamın bizlere ne getireceği asla belli olmuyor.
Bazen çok mutlu oluyor bazen de hayatımızın en büyük acısını yaşıyoruz.
Olaylar karşısında, nasıl tepki vereceğimizi de yaşamadan bilemiyoruz.
Selin’in hikâyesi de düşmanımızın başına gelmesini istemeyeceğimiz cinsten.
Selin iki çocuklu Koç ailesinin büyük kızı…
Neşe dolu, sevgi dolu, hayat dolu bir kız…
Selin, üniversite mezunu…
Türkçe öğretmenliğinden mezun oldu.
Ataması yapılmayan binlerce öğretmenden biri.
Üniversiteyi bitirdikten sonra Tonya’da okuduğu okulda vekil öğretmenlik yaptı bir süre.
Lise yıllarında elini tuttuğu arkadaşı Ahmet Yavuz'un elini hiç bırakmadı.
Nişanlandılar…
Düğün hazırlıkları başladı…
Ağustos’ta düğünleri olacaktı.
Pandemi nedeniyle düğün tarihlerini ileri bir tarihe ertelediler.
Selin’in nişanlısı Çanakkale’de görev yapıyor…
Birlikte yaşayacakları evin eşyalarını yerleştirmek için Selin kardeşiyle birlikte Çanakkale’ye gitti.
Yuvasını kuracağı eve, çeyizini en güzel şekilde yerleştirdi…
Evinin hazırlıklarını tamamlandıktan sonra, Selin ve kardeşi Önder, Ahmet Yavuz ile vedalaşıp yola çıktılar.
Selin ve Önder Tonya’ya gelmeden kara haber, kara bir bulut gibi çöktü Tonya’nın üzerinde.
“Önder’in kullandığı araç Tirebolu’da kaza yaptı, Selin öldü.” haberi kulaktan kulağa yayıldı gecenin geç saatlerinde.
Tirebolu’daki trafik kazasında bir kişi ölmüştü, ama Tonya’da her evde bir cenaze vardı.
Tanıyan, tanımayan herkesin yüreği yanıp kavrulmuştu Selin’in acısıyla.
Selin’in düğününde, Atife Abla ile Şakir Abinin mutluluğunu paylaşacak dostları, cenazede acılarını paylaşıyordu.
Ama hangi söz Atife Ablanın yürek acısına merhem olurdu ki…
Sinesindeki yaraya hangi tabip çare bulur ki…
Bir çınar gibi duran Şakir Abinin dallarında filizlenen güzel kızı toprağa karışacakken hangi söz söndürebilirdi ki, Şakir Abinin yürek yangınını. 
Çocukluğunun geçtiği avluda, seninle son kez vedalaşmaya gelenlerin nasıl da boynunu büktün!…
Sen bilir misin Selin, vedaların kolay olmadığını?
Bundan sonra her doğacak güneşin, Önder’in yüreğinde daha puslu doğacağını sen bilir misin?
Artık deli poyrazların, Ahmet Yavuz’un gönlünde esmeyeceğini sen bilir misin Selin!...
Dualarla tohum eker gibi, nazikçe bıraktık seni toprağın bağrına… 
Şimdi sen yoksun ya Selin…
Artık güneş başka iklimleri aydınlatmaya gitti.
Başka gönülleri ısıtmaya…
Senden sonra heybemize biraz daha hüzün koyduk bilesin.
Şimdi sen rahat uyu Selin…