tonyahaber @ hotmail.com

Şekerin tadı kaçtı.

Hem şeker hem de tadı kaçtı, olur mu?

Ne yazık ki oluyor…

Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda açılan ve neredeyse yüz yıldan beri ülkeye hizmet veren şeker fabrikaları özelleştiriliyor/kapatılıyor.

Ulusal bağımsızlığın kazanıldığı kurtuluş Savaşının ardından ikinci savaş başladı: Ekonomik kalkınma mücadelesi.

Cumhuriyet, üç beyaz üzerine yoğunlaştı. Üçü de tarıma dayalı sanayi…

Pamuğa bağlantılı dokuma fabrikaları, buğdaya dayalı un ve pancara dayalı şeker.

Cumhuriyetten önce şekeri dışarıdan alıyorduk, buğdayı da… “Amerikan bezi” diye adlandırılan patiskayı da biz üretemiyorduk.

Her alanda dışa bağımlı, yolu, hastanesi, fabrikası, yetişmiş insan gücü, çalışacak nüfusu olmayan genç Cumhuriyet!...

Ağlanacak halimiz var… Ama Cumhuriyeti kuranlar ağlamadı, akılla, bilimle yola çıktı, mücadele etti.

Dokuma fabrikaları, şeker fabrikaları, demir çelik, tersane, uçak fabrikası, demiryolları…

Yeni bir ülke, yeni bir yüz…

Geldik bugüne…

Özelleştirme maskesi altında sat babam sat… Sıra şeker fabrikalarında.

14 şeker fabrikası satışa çıkarıldı. Hem de kâr eden kuruluşlar bunlar.

Şekerin tadı kaçmasın da ne olsun!...

Pancardan üretilen şeker yerine, mısır şurubundan elde edilen tatlandırıcıya mahkûm olacağız.

Nişasta bazlı şeker mi dersiniz, mısır şurubu mu dersiniz, ne derseniz deyin…

Zehir!...

Bir yanda GDO’lu yiyecekler, bir yanda mısır şurubu…

Toplumumuz zehirleniyor.

Milli ve yerli olanın yerine gayrı milli olan tercih ediliyor.

Emperyalizmin ağababaları böyle istiyor da ondan.