Üretimi yok etmek, efendilerinin dediğini yapmak ve tarımda da dışa bağımlı olmak için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar. Hep ışıltılı, göz alıcı işlerin peşinden koşuyorlar. Vatandaşı yaldızlı söz ve işlerle daha kolay aldatılıp kandırılabiliyorlar. Fabrika ve üretimi artırmak yerine otoyol, köprü, tünel, altgeçit-üstgeçit, kanal…vs ile uğraşıyorlar. Bağımlılığı azaltacak, üretimi çoğaltacak, dışsatımı artıracak yatırımlara itibar etmiyorlar.

Toprak da bir fabrikadır. Verimli duruma getirilmesi için araştırmalar, incelemeler, tahliller yaptırıp hayata geçirmiyorlar. Bunların yerine-üretimi düşüren, tembelliği artıran-destekleme adı altında, zahmetsiz, eziyetsiz, hak edilmeden, havadan sudan, harçlık olabilecek “oy” paraları veriyorlar. Hayvan yetiştirmede, üretmede, besicilikte, yem almada… “Serbest Pazar Ekonomisini=Acımasız kapitalizmi” yürürlüğe sokuyorlar. Devlet destek vermemek için elini taşın altına koymuyor, “helal gıda et” için yerli üreticinin kafasını eziyor: “Sen üretme, senin malın para etmesin, ama Sırp’ın hayvanı para etsin, kasası dolsun” diyor. Hesapta et fiyatlarını düşürmek için dünyanın her yerinden “karkas et” satın alıyor. Hayvancılığın gelişmesi için bilimsel yatırım yapmıyor, ama “tahıl ambarı bir ülkeye samanı ithal ediyor.”

Şeker fabrikalarının bulunduğu yörelerde küspe ve saman, hayvancılığın olmazsa olmazıdır. Küspe, “hayvan yemi, gübre ya da yakacak olarak da kullanılır, yağı ya da suyu çıkarılmış her türlü yağlı tohum ve bitkinin atığıdır.” Hayvancılıkta önemli bir besin kaynağıdır, çok ucuz olduğu için üretimde maliyetleri de çok düşürür.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, kapatılması demektir. Çünkü bu zaman kadar özelleştirilen tüm fabrikaların kapısına kilit vurulmuştur. Hatta kent merkezine yakın olanlar yıkılarak AVM yapılmıştır. İşçiler sokağa atılarak aileleriyle birlikte perişan edilmişlerdir. Özelleştirilen TEKEL fabrikalarından bugün çalışan bir tanesi yoktur. Gerekçe hazır: Zarar ediyorlar. Teknik donanımları yenilenmediği gibi devlet kaynaklı işletmelere hep “yenilecek, söğüşlenecek” gözüyle bakıldı, bakılıyor da. Neden düzeltilip verimli duruma getirilmiyorlar? Kimileri de kasten zarar ettirilerek satılıyor. TELEKOM, PETRO KİMYA, PETRO OFİSİ… zarar ettikleri için mi satıldı? Kim zarar eden bir işletmeyi alır?

Bu zamana kadar “borçlar kapatılacak” diye yüzlerce “üretim merkezini” “özelleştirme” adı altında sattılar. Tasarruf düşüncesi taşımaksızın, yatırımlara(!) “bire beş, bire on” harcayarak borcu “beş yüz milyar” doların üzerine çıkardılar. Milleti borç batağına gümdüler. Halka “çalıyorlar, yiyorlar ama yapıyorlar da” dedirtecek kadar har vurup harman savurdular.

Vatan olan fabrikaları, şirketleri, işletmeleri, vatan olan bankaları, madenleri, “yap-işlet-devret” yöntemiyle yolları, köprüleri, tünelleri milletin geleceğini ipotek altına alacak biçimde sattılar. Satacak başka bir şey kalmadığı için de sırayı şeker fabrikalarına getirdiler. O fabrikalar ki, halkın açlık sorununu çözmek, toprağı verimli duruma getirmek ve hayvancılığı geliştirmek için açılmışlardı. Et almak için kapı kapı dolaşanlar, kendi tarım ve hayvancılığını kurtarmak için nedense yıllardan beri bir türlü harekete geçemediler. Ama insan sağlığı açısından en kötü hastalıkların tetikleyicisi ve hazırlayıcısı olan nişasta bazlı şekerin üretimi için beş fabrikanın açılmasına izin verdiler, göz yumdular.

Bugün, İNSAN SAĞLIĞINI çok ucuz kimyasallarla tehlikeye atıyorlar. Gelişmiş ülkelere göre “kotaları” çok yüksek tutuyorlar. NBŞ ile üretilen, özellikle çocukları “hasta olmaya aday” yapacak, kolay kandıracak yaldızlı yiyecekleri marketlerin raflarına dolduruyorlar.

Fabrikalar satılınca işçiler “beş yıl” çalışabilecek; daha sonra devlet işçileri bünyesine alacakmış. Bu zamana kadar yapılan özelleştirmelerde işçiler hep sokağa atıldı, hiçbirine sahip çıkılmadı. İşçilerden geriye yalnızca acı ve gözyaşı kaldı. / Çocukluğumuzda, annelerimiz tarafından şerbet yapılıp karın ağrılarımıza ilaç olur diye içirilen bir şekerimiz vardı. Şimdi de, her işte olduğu gibi onun da içine ağu(ağı) kattılar.

Sağlık ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…