Siyasi partilerin Cumhurbaşkanı adayları ve ardından milletvekili adayları belirlendikten sonra, programları da açıklandı. Genel olarak muhalefet kesiminde bir rahatlama havası gözlemleniyor. Nasıl olsa Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu sert muhalefet yapıyor, bizim çabalamamıza gerek yok havası var gibi. Bu yaklaşım sosyal medyaya da yansıyor belli oranda. Oysa hiçbir seçim kolay değildir ve kimilerinin düşündüğü gibi “çantada keklik” değildir.

*****

Geçmişte bu gibi durumların acı veren örnekleri de var. Hemen aklıma geliveren bir örnek de önümüzde. SHP’li yıllar, Genel Başkanımız Erdal İnönü. O dönemin ilçe başkanı Yavuz Boz’a sordum, “1987 seçimleri” dedi. 1. Sırada Kemal Bahadır(rahmetli), 2. Sırada Ali Osman Odabaş. EKİ Maden Müh.Kemal Bahadır büyüğümüz, Av.Ali Osman Odabaş, CHP’ye ilçe başkanı olarak yıllarca hizmet vermiş, yükünü taşımış arkadaşımız. Töb-Der başkanlığı yaptığım yıllarda en çok işimize koşan kişi.

Görkemli mitingler yapmıştık. Seçim çantada keklikti. Kemal Bahadır merkezde, Ali Osman ise Çaycuma’da çalışıyordu daha çok. Bir akşam kahve toplantıları için Dilaver’e çıkmıştık. Orası Kemal Ağabey’in, İlçe başkanı Yavuz Boz’un bölgesi idi. İyi bir toplantı oldu. Kemal Ağabey’de “seçilmiş vekil havası” sezdim. Çıktık, kalabalık bir grupla yürüyoruz. Ben yüksek sesle, “Birisi Kemal Bahadır’a Zonguldak’ın Dilaver’den ibaret olmadığını söylesin” dedim. Sesimi duyan yine partimizin neferlerinden yakınlarda yitirdiğimiz rahmetli Mehmet Bahadır yanıma geldi. Kulağıma “Ben dersem kızar, bağırır. Sana bir şey diyemez, sen söylesene” dedi, uzaklaştı. Birkaç adımdan sonra Kemal Ağabey yanıma geldi. “Hoca sesini duydum” dedi. Ben de biraz önce dediklerimi bu kez yüzüne karşı söyledim. “Birlikte gezelim o zaman” dedi. Ben yararlı olacağı düşüncesiyle Zonguldak basınını, ulusal basını izliyor, EKİ bültenlerini inceliyor, yazıların gerekli bölümlerini dosya halinde önüne koyuyordum.

Dilaver’den arabalarla Asma’ya indik, Cami’nin karşısındaki bir kahvehaneye oturduk. İlçe Başkanı Yavuz Boz, bu kez mikrofonu üçüncü sıra adayımız olan Ereğli’den Doktor(adını anımsayamadım)arkadaşı davet etti. Doktor bize bakıyor, biz doktora. Anladım durumunu ve söz istedim. “Siz öğrendiğime göre yurt dışında İsveç’te de çalışmışsınız. Diyelim ki seçimi kazandık, çoğunluğu elde ettik, hükümeti kurduk, siz de Sağlık Bakanı oldunuz. Nerden işe başlıyacaksınız, ne yapacaksınız?” Doktor aldı sazı, bir on dakika konuştu. Konu bitti söz de bitti. Ben yeniden söz aldım. Bu kez “Çaycuma’ya yapılması gündemde olan bin yataklı ihtisas hastanesi için görüşünü anlatmasını” istedim. Doktor bir on dakika da bu konu üzerine konuştu. Alan soruları Doktor adayımızı açmıştı. Sonra toplantıdan çıktık, köprüden karşıya geçerken Doktor yanıma geldi, “Çok teşekkür ederim hocam” dedi. Kendisiyle tanışmıyorduk. Böylece tanışmış olduk.

*****

Bu örneği biraz da ayrıntısına girerek niye anlattım. Parti olarak en iyi adaylarımızla seçime asılıyoruz.İlk iki aday Kemal Bahadır ve Ali Osman Odabaş’a garanti özüyle bakıyoruz. Üçüncü sıradaki Doktor’un da sıçrayabileceği düşüncesindeyiz.

Sandık başına bu hayallerle gittik.

Seçim barajını aşamadık.

*****

Onbeş yıldan beri iş başındaki iktidar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin; ulusal birliği, bütünlüğü, dirliğini hiçe sayan, bir söylem ve davranış içinde. Örnekleri basına yansıyor arada bir de olsa. Konuşmalarında Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten de sürekli şikayetçidirler. Mutlaka hep bir “mağdurin hikayeleri” de vardır. Şimdi bu seçimlerle dediklerini eyleme dönüştürme sürecine girmek istiyorlar.

Devletimiz, Cumhuriyetimiz, ulusumuz, ulusal birliğimiz; “laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti“ düzenimiz, şimdiye kadar olmadığı denli büyük bir baskı ve tehdit altında. Eğer bu seçimleri kazanırlarsa bütün güç ve yetki “Tek Adam”da toplanacağı için, Cumhuriyet’in oluşturduğu bütün kurumlar yok edilecek, tamamen Cumhuriyet’in yıktığı “Sultanlık”a benzer bir modelle yönetileceğiz.

*****

2018 seçimleri için son 25 güne giriyoruz. Ülkenin bütün kurumlarına yerleşmiş onbeş yıllık bir iktidardan seçim almak kolay değildir. Bütün gücünü kullanarak direnecektir.Muhalefet akıllı ve sağduyulu olmak zorundadır. Asla “Nasıl olsa bitti bu iş havası”na kapılınmamalıdır. “Karşımızdaki seçim ve sandık ustaları”nın ne zaman ne yapacakları belli olmaz.Ayrıca bilgili ve uyanık olmak zorundayız.Sandık güvenliği her işin başıdır.

Halkımızın büyük bir bölümü her nasılsa oyunu bu iktidardan yana kullandı ve onu destekledi.Bu onların suçu değil kuşkusuz.Bizim onların düzeyinde anlatamamız da etkili olmuştur bu durumun oluşmasında.

Anlatma-anlatamama deyince; Endüstri Meslek Lisesi yılları. Öğretmen odasında çay içiyorum. İki yeni arkadaş var. Biri edebiyatçı. Sınav yapacakları zaman nezaketen de olsa sorularını bize gösterirler, görüş isterler. Yine öyle oldu. Sorularını gösteren öğretmene, “sorularını biraz yumşatmasının iyi olacağını” söyledim. Öğretmen, “Ben o konuyu şöyle güzel anlattım, böyle güzel anlattım” diye savunmaya geçince, “Bildiği gibi yapmasını” salık verdim.

Yarınki gün yine Öğretmenler Odası’ndayız. Öğretmen yazılı okuyor, ben çay içiyorum. Ama öğretmen homurdanıyor, kızıyor falan. “Hayırdır öğretmenim” dedim. “Baksana ağabey, hiçbir şey yazmamışlar” dedi. “Ama sen çok güzel anlatmıştın” deyince, “Evet, öyle yapmıştım” diye yanıtladı. Ben de onu “Bu çocuklar meslek öğrencileri, edebiyatın derini onları pek ilgilendirmez, gerekmez de. Senin dersi iyi verdiğinden eminim. Ama esas olan senin ne anlattığın değil, öğrencinin neyi ne kadar anladığıdır.”diye teselli ettim.

Politikaya geçince, “ Çok söz değil, net, somut anlatım” esas olmalı diye düşünürüm.

*****

Hepimize kolay gelsin.25 Haziran sabahı düşlediğimiz gibi uyanalım.