Mübarek Ramazan ayı geldi yine.

Ömrü olanın kapısını seneye tekrar çalacak.

Ramazanda ayında tutulması bizlere farz kılınan orucun da ayrı bir güzelliği var, hem dini açıdan hem sağlık açısından.

Oruçla gelen manevi huzur, nefsin terbiyesi, vücudun organlarının dinlendirilmesi yoluyla gelen sıhhat.

Devlet memuru, nasıl ki bir ay yıllık izne çıkınca dinleniyor, rahatlıyor; vücudumuzun organları da bir ay izne çıkıp dinlenince vücut sıhhat buluyor.

Buraya kadar her şey güzel de bir taraftan vücudumuzu dinlendirirken, diğer taraftan beynimizi hurafelerle doldurmaya devam ediyoruz.

Dilimin döndüğü kadarıyla yüz kere söyledim, bin kere söyledim. Kaç kere yazdım?

Defalarca anlattım, anlamayan anlamıyor.

Nato mermer, nato kafa, derler ya!

Ula Reşit, sen söyle, sen işit.

Nedir bu konu?

Bida’t ve hurafeler.

Bida’t, İslam inancına ters düşen ve sonradan uydurulan ve davranış haline gelen işler, uygulamalardır.

Hurafe ise sözlükte dine sonradan girmiş olan, akla aykırı, uydurma ve garip şeyler, boş inanç manasına gelir.

Türbelere gidip çaput, bez bağlama; türbelerden birtakım saçma sapan isteklerde bulunma…

Diyanet bile bu insanlarla başa çıkamamış, ben ne yapayım?

Bu konuda Diyanet, bazı türbelere uyarı levhaları bile astırmış ama dinleyen yok! Bu levhaların bazılarında şunlar yazılıdır:

Türbeye para atılmaz. Türbeye adak adanmaz. Türbede mum yakılmaz.

Türbede kurban kesilmez. Eğilerek, türbeye girilmez

Türbeye el yüz sürülmez, bez çaput bağlanmaz. Taş atılmaz, para yapıştırılmaz.

Türbelerin içinde yatılmaz. Yiyecek içecek bırakılmaz.

Türbe etrafında dönülmez. Türbeden medet umulmaz.

Bu uyarıları kimse dinlemediği gibi türbelerde her gün aynı şeyler tekrar tekrar yapılmaya devam etmektedir.