Demokratik ülkelerde seçim, yönetime talip partilerin “ülkeyi sorunsuz bir duruma getirerek halkına çağdaş, temel hak ve özgürlükleri, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sunabilecek çözümleri üretebilecek, insanlığa, doğaya katkı verecek” pırogramlardan kendi düşünce ve inançlarına yakın gördüğünü tercih etmektir. Seçim, yapılanların, yapılacak olanların ve yapılmayanların, eksik bırakılanların; doğruların, yanlışların, güzelliklerin, çirkinliklerin sorgulanmasıdır. Oy verirken bu, yapılmıyorsa zaten o seçim değildir.

Bir dönem ülkeyi yönetenler, seçime gidilirken, uyguladıkları sosyo-ekonomik politikalarla halkın refahını, üretim-tüketim ilişkilerini, eğitimde, öğretimde, hukukta, adalette, iç ve dış barışta, basın, yayın özgürlüklerinde, terörde, tırafikte, istihdam yaratmada hangi hassasiyetleri göz önünde bulundurmuşlardır?

Sahip olunan yetkiler kötüye kullanılmış mıdır? “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak” bir hak mıdır, bir hukuksuzluk mudur, yoksa yasaları takmamak mıdır?

Seçim bu soruları sormak, bu soruların yanıtlarını almak için sandığa gitmektir.

Ülke sorunlarıyla yeterince ilgilenilip, bilimsel çözümler üretilmiş midir, yoksa “kalıcı olmayan” önlemlerle mi geçiştirilmiştir?

Otuz dört yıldır “milletin kanını, canını alan, beş yüz milyar doların üzerinde” bir ekonomik güç kaybına neden olan “pkk terörüne” on altı yıldır ne yapıldı? Teröre karşı “ulusal çıkarları koruyucu” bir yol izlenebildi mi? Kökü altmışlı yıllara dayanan F tipi örgütlenmeye bakış ve F tipi örgütlenmeyle ilişkiler nasıl yürütüldü? “Aldatıldık, kandırıldık” itirafı devlete ve devlet adamlarına yakışır, onlarla özdeşleşir mi?

Sosyo-ekonomik parametrelerde, yabancı ilişkilerde, eğitimde, öğretimde, özgürlüklerde, devlette, hukukta, adalette, mecliste, yargıda, orduda, güvenlik güçlerinde, halkın birbirine karşı olan saygısında, ayrıştırılmasında, küfürde, hakarette, saldırılarda, maç sırasında tiribünlerde, sıporda, dinde siyasallaşma… on altı yılda nereden alındı, nereye getirildi? Bunlar sorulup sorgulandı mı, sandığa gitmeden irdelendi mi?

“Ordunun her türlü vesayeti, darbeleri korkusuzca dillendirilirken” Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirenlerle, Kozmik Oda’ya girenlerle, türlü çeşitli bahanelerle orduya kumpas kurup tutuklayanlarla, kısaca “fetöcülerle işbirliği” neden sürdürüldü?

Pkk’lıların kazdıkları hendeklerle, yollara, asfaltlara döşedikleri mayınlarla, kurdukları mali ve inzibat örgütleriyle savaş ve bağımsızlık çalışmaları Güneydoğu’da görmezden gelinirken; F tipi örgütün “kalkışma hareketi” önceden istihbari bilgilerle neden öğrenilemedi, iki yüz elli insanın ölümüne neden sebep olundu? “Bu nasıl devlettir, bu, nasıl devlet yönetmektir” diye sorulup cevabı alınmadan neden seçime gidildi?

Kendi kendine “yetebilen yedi ülkeden biri” olan Türkiye, on altı yılda “ihraç ettiği tarım ürünlerini” “ithal eder” duruma neden getirildi? Artık buğday, pirinç, pamuk, nohut, mercimek, hayvan, et, saman, soğan, patates, meyve dışarıdan alınıyor, böylelikle yabancı ülke çiftçileri -tarımları destek ve teşvik ediliyor, onlarda üretim sürerken benim ülkemde ya hiç üretilmiyor, ya da az üretiliyor, o da ihtiyacı karşılamıyor… Kızılırmak kıyılarında pirinç tarlaları kalmadı.

Atatürk zamanından kalan ve hiçbir iktidar tarafından değiştirilmeyen “Toprak Kanunu”, bu iktidar tarafından “madenler yer altında durmaktansa refaha katkı versin” diye değiştirildi, fakat petrol ve maden arama hakları yabancılara, “kapitülasyonlara” rahmet okutacak nitelikte “imtiyazlara” dönüştürüldü. Ülkeyi satarcasına kanun mu yapılır?

Bunlar sorulmadan, sorgulanmadan seçime gidilir mi?

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalın…