Corona virüs salgını, doğal olarak toplumsal özgürlükleri kısıtladı. Türkiye genelinde ve Tonya özelinde, salgının bulaşma ve yayılma tehlikesini azaltmak amacıyla, merkezi hükümet tarafından alınan tedbirler ve uygulanan yasaklar, kısıtlamalar; yurttaşları, bir hayli bunalttı.

Sokağa çıkma yasakları ve evde kalma uygulamaları, özellikle, 20 yaş altı ve 65 yaş üstü yurttaşları, epeyce zorladı… Tüm önlemlere karşın, dünya genelinde, azgın biçimde yayılan bu salgın, yalnızca geri kalmış ülkeleri değil, ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojikyönlerden gelişmiş ülkeleri bile, büyük ölçüde vurdu… Kitlesel ölümler yaşandı, yaşanıyor. Corona virüs, tüm ülkelerin ekonomilerini, toplumsal yaşamlarını alt üst etti…

Bu salgından önce, ülkemiz; ekonomik ve siyasal yönlerden zaten çok sıkıntıdaydı. Toplumsal muhalefet ve tüm emek güçleri, pasifize edilmişti.Siyasal yönden, büyük sorunlar yaşıyordu ülke… Merkezi  hükümetinantidemokratik uygulamalarına karşı, 31 Mart 2019’da yapılan Yerel Seçimlerde, halkın demokratik iradesiyle seçilmiş muhalif yerel yönetimler, özellikle, Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Aydın, Antalya, Adana, Mersin, Muğla, Tekirdağ, Hatay, Diyarbakır, Mardin, Van…gibi büyük kentlerin belediye yönetimleri, iktidar üzerinde şokyaratarak işbaşına gelmişti…Bu büyükşehir belediyeleriyle birlikte, muhalif basın-yayın kuruluşları, pek çok yöndenetkisiz ve yetkisiz kılınmaya çalışılıyordu…Halkın özgür iradesiyleseçilen muhalif belediyelerin yerine, kayyumlar atanıyordu…Özgürlükçü, demokratik parlamenter sistem rüyası, sona ermişti… Yasama, yürütme ve yargı erkleri, tek elde toplanmıştı. Açıklıktan ve çağdaş demokrasiden uzak “tek adam rejimi” iç ve dış politikadaki başarısızlıklarıyla, maceracı, savaşçı yaklaşımlarıyla ülkeyi, ekonomik ve siyasi bir krizin eşiğine getirmişti…

İşsizlik, yoksulluk, pahalılık ve sürekli yükselen fiyat artışları,halkı canından bezdirmişti… Merkezi, siyasal otorite, salgın sonrası, getirilen kısıtlama ve yasaklamaları, tam bir fırsata çevirdi. Kitlelerin, sokaklardan çekilip evlere hapsedildiği bir ortamda, adeta keyfi bir sıkıyönetim uygulamaya başladı… Bunlardan bazıları şöyle: Muhalif büyükşehir belediyelerinin, corona salgını nedeniyle, muhtaç durumdaki yurttaşlara yönelik, yasal yetkilerinikullanarak organize ettikleri çeşitli yardımlar, siyasi korku ve kıskançlık yüzünden hep engellendi, engelleniyor… İnfaz Düzenlemesi başlığı altında, tutuklu mafya mensuplarına, organize suç örgütlerine, katil ve canilere… af çıkarıldı…

Siyasal, demokratik görüşlerini, düşünceleriniifade eden ve bu yüzdentutuklanan basın mensupları, yazarlar, muhalif siyasetçiler; ne yazık ki, af kapsamı dışında tutuldu… Tüm bu uygulamalar, hiç kuşkusuz, mevcut rejimin, antidemokratik karakterini yansıtmaktadır…

Unutmamalı ki, emek eksenli toplumsal muhalefet; uzun erimli kitlesel mücadeleler yürütmeden, faşist rejimler; işbaşındanuzaklaştırılamaz. Kararlı ve sürekli bir siyasi mücadele olmadan, demokratik hak, özgürlükler kalıcı hale getirilemez. Çünkü hiç kimseye, hiçbir toplumsal kesime, durduk yerde,  hak verilmez. Haklar; fiili ve meşru mücadele sonucu elde edilir.

Haklar, yasalardan önce gelir. Şimdi, covid-19 salgınına karşı, yürütülen topyekûn mücadele, her şeyin önüne geçti. Bu mücadele, toplumun tüm kesimleriyle birlikte, kurallara uyularak, sabırla ve bilinçle kazanılacak… Ramazan ayı sonrası süreçte, kademeli bir normalleşme beklenebilir.

İnanıyoruz ki, ekonomik, demokratik hak ve özgürlükisteyen kitleler, önce, kendileriyle birlikte, tüm toplumun sağlığını kazanacak. Sonra, bizzat kendilerinin belirleyeceği yöntemlerle oluşturacakları, uygun ortamlarda, özellikle salgın tehlikesi bittikten sonraki süreçte, arzu ettikleri özgür yaşama, siyasal ve sosyal sonuçlara doğru emin adımlarla yürüyeceklerdir… Bu düşüncelerle, tüm halkımıza sağlık, özgürlük ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.